menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeni Ortadoğu’da Türkiye’nin Artan Ağırlığı ve Kıbrıs İçin Daralan Fırsat Penceresi

13 0
18.08.2026

Kısa süre önce Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşması, Ortadoğu’da değişen güvenlik mimarisinin dikkat çekici göstergelerinden biri haline geldi.

Anlaşmaya göre taraflardan birine yönelik silahlı saldırı, üç ülkeye yönelik saldırı olarak kabul edilecek. Pakistan’ın nükleer kabiliyetlerini, Suudi Arabistan’ın finansal kaynaklarını ve Türkiye’nin savunma sanayii kapasitesini aynı çerçevede buluşturan ve ileride Mısır’ı da kapsayabileceği tartışılan bu yapı, bölgede güvenlik ortaklıklarının yeniden şekillendiğine işaret ediyor. [1]

Bunun en önemli nedenlerinden biri ise İran krizinin, Washington’ın bölgesel güvenlik sağlama kapasitesi ve siyasi tercihleri konusunda yeni soru işaretleri yaratması. Bu belirsizlik ve güven bunalımı, bölge ülkelerini ABD güvenlik şemsiyesini tamamlayacak veya bazı durumlarda alternatif oluşturacak ortaklıklar aramaya yöneltiyor.

Kriz, sadece güvenlik bağlantılarının değil ekonomik bağlantıların da ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne sermiş durumda. Hürmüz ve Babül Mendep boğazlarının güvenliği, enerji akışları ve ticaret güzergâhları artık yalnızca Körfez ülkelerinin değil, Avrupa’dan Asya’ya uzanan daha geniş bir coğrafyanın stratejik gündeminin bir parçası.

Bu bağlamda İran’ın geçtiğimiz günlerde Umman ile uzlaştığını açıklaması ve ABD’nin bu açıklamanın hemen ardından İran’a yönelik bazı yaptırımları kaldırma kararları Hürmüz konusunda olumlu beklentiler yaratıyor olsa da, bu boğaza ve genel olarak İran’a yönelik bağımlılığı azaltabilecek yeni enerji rotaları, ticaret güzergâhları ve bölgesel bağlantısallık düzenlemeleri üzerine başlayan arayışların devam edeceğinin altını çizmek gerekiyor. [2]

Bu dönüşüm içinde Ankara’nın Körfez ülkeleriyle gelişen ilişkileri, savunma sanayii altyapısı, Pakistan ve Mısır gibi diğer bölgesel güçlerle geliştirdiği ikili iliskiler ve Avrupa ile Ortadoğu arasında sahip olduğu coğrafi konum Türkiye’ye yeni bir hareket alanı sağlıyor.

Dahası, Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasında ve ardından gelişen süreçte başat bir rol üstlenen Türkiye’nin, şimdilerde bu ağırlığını Irak üzerinden de güçlendirdiği görülüyor. [3] Bu süreçler Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda Lübnan ile yürütülen istişareler [4] ve Gazze’de Hamas'ın silah bırakma kararında üstlenilen rol ile birlikte okunduğunda [5], Ankara’nın Ortadoğu’daki merkezi aktörlerden biri olarak bölgedeki dönüşüme yön verebilen bir pozisyona geldiğini söylemek mümkün.

Ancak hemen belirtelim: yaşanan bölgesel değişimler ve Türkiye’nin bu değişim içerisinde artan önemi, Kıbrıs başlığı için fırsatların yanı sıra riskleri de beraberinde getiriyor.

Fırsatları burada uzun uzadıya tekrarlamaya gerek yok: Kıbrıs sorununun çözümü ve daha öngörülebilir bir Doğu Akdeniz, Türkiye için gerek Avrupa ve bölge ülkeleriyle ilişkilerinde yeni ticari, stratejik ve diplomatik fırsatlar gerekse Kıbrıs meselesinin yeni ve daha geniş bölgesel krizlerle birleşmesini........

© Yeni Düzen