menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Büyük pazarlık mı, yeni denge arayışı mı?

13 0
25.05.2026

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs hattından son haftalarda peş peşe gelen açıklamalar, bölgede diplomasi trafiğinin yakında yeniden hareketleneceğine işaret ediyor.

Türkiye’nin deniz yetki alanlarını daha görünür kılmaya yönelik adımları, öncesinde ExxonMobil’in Güney Kıbrıs'ın tek taraflı ilan ettiği Munhasir Ekonomik Bölge (MEB) içinde yer alan 4. parsel için girişim başlatması ve 5. ile 10. parsellerde ortaklık yaptığı QatarEnergy ile Mısır’a giderek Kıbrıs gazına yönelik mutabakat zaptı imzalaması, Rum Bakanlar Kurulu’nun 6. parselde (“Kronos” parseli) üretime geçme planlarını onaylaması, Avrupa Komisyonu’nun Güney Kıbrıs’ın Şengen sürecini ilerletmeye dönük girişimleri, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AB üyeliğine yönelik açıklamaları ve yine Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasında doğalgaz boru hattı projesinin hayata geçirileceğinin açıklanması gibi gelişmeler ilk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünse de, aslında daha büyük bir resmin parçaları.

Asıl soru ise şu: bu gelişmeler yeni bir pazarlık sürecinin zeminini mi hazırlıyor, yoksa tarafların pozisyonlarını daha da konsolide ederek yeni bir denge arayışına yöneleceği bir evreye mi giriyoruz?

Gelişmeleri her iki pencereden de okumak mümkün.

Öncelikle Türkiye’nin deniz yetki alanları konusunda attığı adımların, bazı kesimlerce bir diyalog ve pazarlık zemini yaratmaktan ziyade, Ankara’nın “Mavi Vatan” olarak anılan doktrinini yasalaştırarak yeni “oldu bittiler” üzerinden bir tırmandırma siyasetine zemin hazırladığı yönünde eleştirildiğini belirtelim. Burada Türkiye’nin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmaması da dile getirilen eleştiriler arasında yer alıyor. [1]

Öte yandan Ankara’nın geçmişte de müzakere süreçleri öncesinde hukuki ve siyasi pozisyonunu güçlendirmeyi tercih ettiği bilinen bir gerçek. Nitekim 2011’de, yine Doğu Akdeniz’de enerji rekabetinin yoğun olarak yaşandığı bir dönemde, Kıbrıs Türk tarafı ile imzalanan Kıta Sahanlığı Sınırlandırılma Anlaşması bunun önemli bir örneği. Sürecin ardından 2014’te dönemin Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun BM gözetiminde Rum lider Nikos Anastasiadis ile “11 Şubat Belgesi” olarak kayıtlara geçen ortak açıklamayı imzalaması, tarafların pozisyon güçlendirme adımlarına rağmen müzakere çerçevesini koruyabildiğini göstermişti. Bu nedenle son hamleleri pazarlık/müzakere boyutunu dışlayarak yalnızca “sertleşme” olarak değerlendirmek eksik........

© Yeni Düzen