Erdoğan-Bahçeli ittifakı ve yükselen jeopolitik vizyon
Ankara, son yıllarda dış politika sahnesinde adeta bir satranç ustası gibi hareket ediyor. Tekil krizlere tepki vermek yerine, uzun vadeli bir stratejiyle coğrafyasını yeniden şekillendiriyor. Bu yaklaşım, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dinamik liderliği ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli’nin temsil ettiği devletçi istikrarın birleşiminden doğuyor. Gazeteci gözüyle bakıldığında, bu ikili sadece iç politikada değil, uluslararası arenada da Türkiye’yi “oyun kurucu” bir aktöre dönüştürmüş görünüyor. Ancak bu yükseliş, bölgesel gerilimleri de artırıyor ve soru işaretleri yaratıyor: Bu strateji kalıcı bir güç mü yoksa riskli bir kumar mı?
ERDOĞAN’IN VİZYONU: SAVUNMADAN SALDIRIYA GEÇİŞ
Erdoğan’ın dış politika doktrini, geleneksel sınır savunmasından öteye geçerek, tehditleri kaynağında bertaraf etmeyi hedefliyor. Bu, “Erdoğan Doktrini” olarak adlandırılan bir yaklaşım: Reaktif değil, proaktif bir güvenlik anlayışı. Suriye’de Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı operasyonlarıyla oluşturulan güvenli bölgeler, Türkiye’nin güney sınırını terör unsurlarından arındırmayı amaçlıyor. 2025’te YPG ile Şam arasındaki anlaşmanın tam uygulanmaması durumunda askeri müdahale sinyalleri veren Ankara, bu hattı “kırmızı çizgi” olarak görüyor. Karabağ’da Azerbaycan’a verilen destek, Kafkasya’da yeni bir denge kurarken, Türkiye’nin drone teknolojisiyle (örneğin Bayraktar TB2’ler) askeri ihracatını da artırdı.
Akdeniz ve Kızıldeniz, Erdoğan’ın stratejisinde kritik rol oynuyor. Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan doktriniyle deniz yetki alanlarını genişleten Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’la gerilim yaşıyor. 2023’ten beri artan enerji arama faaliyetleri, İsrail, BAE ve Yunanistan’ın oluşturduğu karşı ittifaka meydan okuyor. Kızıldeniz’de ise Somali’deki askeri üs, Afrika Boynuzu’nda diplomatik ve askeri varlık sağlıyor. Bu, küresel ticaret rotalarını kontrol etme çabası olarak yorumlanıyor; örneğin, Süveyş Kanalı’na alternatif yollar üzerinde etki........
