menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kur’an’ı tefekkür

26 0
28.08.2026

Her şey insana emanettir. Hayat, beden, akıl, gönül, aile, çocuklar, sahip olduğumuz imkânlar, bize verilen zaman ve insanlarla kurduğumuz ilişkiler... Hepsi birer emanettir. Güzel ahlak sahibi olmak, edebi ve ölçüyü gözetmek, doğru sözlü, güzel huylu, yardımsever, tatlı dilli ve güler yüzlü davranmak da bu emanetin parçalarıdır. İnsan kendisine verilen hiçbir şeyi mutlak anlamda kendi mülkü olarak görmemeli, onları Allah’ın kendisine verdiği emanetler ve sorumluluklar olarak bilmelidir.

Çocuklarımızı yedirip içirmek, giydirip kuşatmak, okutmak, barındırmak ve maddî ihtiyaçlarını karşılamak elbette bir vazifedir. Fakat emanet bundan ibaret değildir. Asıl emanet, insanın kendisine niçin verildiğini bilmesidir. Çocuğumuza yalnızca dünyada nasıl yaşayacağını öğretmek yetmez. Ona Allah’ı tanıtmak, Resûlullah’ı sevdirmek, Kur’an’ı ve sünneti öğretmek, iyiliği sevdirmek, kötülükten sakındırmak ve hayatın bir hesap günüyle tamamlanacağını hatırlatmak da büyük bir emanettir. Çünkü insan, yalnızca dünyaya hazırlanacak bir varlık değil, önünde ebedî bir hayat vardır.

İnsanın kendisine verilen emaneti hakkıyla taşıyabilmesi, önce kulluğunun farkına varmasına bağlıdır. İnsan başıboş bırakılmamıştır. Hayatı bir imtihandır. Kendisine verilen zamanın, bedenin, malın, bilginin ve imkânların bir hesabı vardır. Bu sebeple emanet şuurunun temelinde kulluk bulunur. İnsan kendisini ne kadar iyi tanırsa, kendisine verilenlerin gerçek sahibini de o kadar iyi tanır. Kulluğun idraki arttıkça insanın dünyaya bakışı değişir. Sahip olduğunu sandığı şeylerin aslında kendisine geçici olarak emanet edildiğini fark eder.

Kulluğun derinleşmesi ise yalnızca ibadetlerin şeklini yerine getirmekle olmaz. İbadetin ruhunu anlamak, insanın ne yaptığını bilmesi ve yaptığı ibadetin hayatına tesir etmesi gerekir. Namaz kılan insanın namazı ahlakına, oruç tutanın orucu iradesine, zekât verenin infakı gönlüne tesir etmelidir. İbadet insanı değiştirmeye, kötülüklerden uzaklaştırmaya ve Allah’a yaklaştırmaya başlamalıdır. Çünkü kulluk, yalnızca bedenin yaptığı hareketlerden ibaret değildir. Kulluğun içinde kalbin yönelişi, aklın idraki ve hayatın istikameti vardır.

İşte burada tefekkür devreye girer. Tefekkür, insanın hayat, ölüm, varlık, kulluk ve kendi hâli üzerinde düşünmesidir. Fakat Kur’an söz konusu olduğunda tefekkür daha derin bir anlam kazanır. Çünkü Kur’an yalnızca bilgi vermek için değil, insanı hidayete ulaştırmak için indirilmiştir. Onu okumak kadar anlamaya, üzerinde düşünmeye ve hayatımıza taşımaya da ihtiyaç vardır. Kur’an-ı Kerîmin Muhammed suresi 24.ayeti kerimesi bizi açıkça şöyle uyarmaktadır:“Onlar Kur’an’ı hiç düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinde kilitler mi var?”

Burada geçen tedebbür, yalnızca kelimelerin anlamını zihinsel olarak çözmek değildir. Ayetin önünde durmak, onun işaret........

© Yeni Birlik