Fetih yolcuları - ı
Tarih çoğu zaman olayların ardı ardına sıralandığı bir anlatı gibi görülür. Hakikatte tarih, insanın kendisiyle verdiği mücadelenin dışa vurmuş hâlidir. Çünkü yeryüzünde yaşanan her büyük kırılma, önce insanın içinde başlar. Her yükseliş, kalpte doğar ve her çöküş, vicdanda başlar. Bu yüzden hak ile bâtıl arasındaki mücadele, yalnızca meydanlarda aranan bir hakikat değil, mücadele, insanın en sessiz yerinde, kimsenin görmediği iç dünyasında başlar. Orada devam eder.
İnsan, genel itibariyle iki çağrının ortasında hayatını sürdürür. Biri onu hakikate davet eder, diğeri onu kendi nefsinin karanlığına çeker. Biri yükseltir, arındırır, inşa eder, diğeri ise ağırlaştırır, dağıtır ve içten çürütür. İnsan, çoğu zaman farkında bile olmadan, her gün bu iki yön arasında tercihlerde bulunur. İşte bütün mesele burada başlar, çünkü insanın yönü, kaderinin istikametini belirler. Attığı her adım, tuttuğu her yol, yaptığı her iş onun kaderi haline gelir.
HEM GÖRÜNEN HEM DE GÖRÜNMEYEN HAKİKAT
Fetih dediğimiz hakikat de tam bu noktada anlam kazanır. Fetih, yalnızca şehirlerin kapılarını açmak değildir. Fetih, insanın kendi içinde kapalı duran kapıları açabilmesidir. Bazen bir şehir düşer ama insan yenilir. Bazen de insan kendi nefsini yener ve hiçbir şey görünürde değişmese bile en büyük fetih gerçekleşmiş olur. Bu yüzden fetih, hem görünen hem görünmeyen bir hakikattir. Hem tarihin sahnesinde yürür, hem de insanın kalbinde derinleşir. Peygamberlerin yürüyüşü, bu iki hakikatin en berrak ifadesidir. Onlar, yalnız dış dünyayı değiştirmemiş, insanın iç dünyasını da dönüştürmüşlerdir. Onların hayatında savaşlar kadar sabır, zaferler kadar bekleyiş, güç kadar merhamet vardır. Çünkü onlar bilirler ki dışarıda kazanılan hiçbir zafer, içeride bir karşılık bulmadıkça tamamlanmış sayılmaz.
Bugün ise insanlık bilgide, ilimde ve teknolojide değişmiş, araçlar çoğalmış, hayat hızlanmış, fakat insanın içindeki mücadele aynı kalmıştır. Hâlâ aynı soru, aynı ağırlıkla durur insanın önünde. Kendi içimde hangi tarafa yakınım? Hakikate mi, yoksa nefsimin beni sürüklediği yöne mi? Çünkü insanın asıl sınavı, dış dünyada değil, kendi içinde verdiği karardadır. İşte “Fetih Yolcuları”, bu görünmeyen mücadelenin izini sürenlerin hikâyesidir. Bu satırlar, sadece geçmişte yaşanmış fetihleri anlatmak için değil, o fetihlerin ruhunu bugüne taşımak için yazıldı. Çünkü fetih bir hadise değil, bir hâldir. Bir sonuç değil, bir yöneliştir. İnsan, kendine/içine yönelmeden hiçbir yere varamaz.
Mesele şudur: Biz gerçekten neyi fethetmek istiyoruz? Bir şehri mi, bir toprağı mı, yoksa kendi içimizde........
