Kar altında bir eski plak: Yahya Kemal, Cemil Bey ve İstanbul’un sesi
Yahya Kemal, Tanbûrî Cemil Bey’de yalnızca büyük bir saz sanatkârını değil, İstanbul medeniyetinin sese dönüşmüş özünü bulur. “Tanbûrî Cemil’in Rûhuna Gazel”de bu ses klasik medeniyetin metafizik meclisine yükselir; “Kar Mûsikîleri”nde ise Varşova karı altında şairi İstanbul’un hafızasına geri çağırır.
GİRİŞ: BİR MEDENİYETİN SESİ OLUR MU?
Bugün sizleri iktisadın ve siyasetin sıkıcı ve boğucu dünyasından alıp şiir ve musiki bahçesine götürmek istedim. Bazen hepimiz kaçıp kurtulmak isteriz. Bugün sizlerle beraber gündemin keşmekeşinden kaçalım ve “bizim en büyük şairimiz” Yahya Kemal ile onun hayranı olduğu büyük virtüözümüz Tanburi Cemil Bey’in yanına gidelim.
Bir medeniyetin yalnız mimarisi, siyaseti, kurumları ve edebiyatı yoktur; bir de sesi vardır. Bu ses bazen bir cami avlusunda yankılanan ezanda, bazen Boğaziçi sularına karışan bir ney taksiminde, bazen eski bir konakta sürdürülen meşk halkasında, bazen de bir şairin mısraları arasından duyulur. İstanbul medeniyeti söz konusu olduğunda bu sesin en özlü ifadelerinden biri, Yahya Kemal’in şiirinde ve Tanbûrî Cemil Bey’in sazında karşımıza çıkar. Biri kelimeyle mûsiki yapar; diğeri sazla şiir söyler. Yahya Kemal için Tanbûrî Cemil Bey, yalnızca büyük bir icracı değil, İstanbul’un ruhunu sese dönüştüren sanatkârdır.
Bugün büyük şairimizin Tanbûri Cemil Bey’le ilgili iki şiirini sizlerle paylaşacak ve bende uyandırdığı çağrışımları anlatacağım. İlki “Tanbûrî Cemil’in Rûhuna Gazel” adlı klasik şiirimizin gazel formunda ve eski dille yazılmış şiiri…
TANBURİ CEMİL’İN RÛHUNA GAZEL
TANBÛRÎ CEMİL’İN RÛHUNA GAZEL
Bezm-i Cemşîd’de devrân ki kadehlerle döner
Şevk şeb-tâ-be-seher raks-ı mükerrerle döner
Tutuşur meş’ale-î dil’le merâyâ-yı huzûz
Hüsn ü aşk ortada bin mâh bin ahterle döner
Cümle ervâh-ı makaamât açılır arşa kadar
Rast Mâhur ile Uşşaak Muhayyer’le döner
Kurtulur pây-i tarab yerden o dem ki melekût
Yere gökten süzülüp halka-i şehperle döner
Her gelen rind kanar zevke bu mecliste Kemâl
Cânib-î rahmete son çektiği sâgarle döner
Günümüz Türkçesiyle söylersek:
(Cemşid’in meclisinde devran kadehlerle döner / Şevk geceden sabaha tekrar eden raksla döner.
Tutuşur gönül meşalesi ile hazların aynaları / Güzellik ve aşk ortada bin ay ve bin yıldızla döner.
Bütün makamların ruhları açılır Arş’a kadar / Rast Mahur ile Uşşâk Muhayyer’le döner.
Coşkunluğun ayağı yerden kesildiği anda melekler / Yere gökten süzülüp kanat halkasıyla döner.
Her gelen rind kanar zevke bu mecliste Kemâl / Allah’ın rahmetine son çektiği kadehle döner.)
Yahya Kemal’e göre Tanburi Cemil Bey’in musikisi Türk Medeniyetinin ve onun en kristalize olmuş hali olan İstanbul kültürü ve zevkinin sesidir. Bu yüzden Yahya Kemal’in Cemil Bey’in ölümü üzerine yazdığı ve onun ruhuna ithaf ettiği bu şiiri, basit anlamda bir sanatkâra yazılmış mersiye değildir. Bu gazel, Cemil Bey’in şahsında klasik Türk mûsikisinin, eski İstanbul zevkinin ve makam medeniyetinin yüceltilmesidir. Şiirde Cemşîd meclisi, kadehler, rindler, melekût, arş ve rahmet iç içe........
