menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD’nin yeni hegemonik ağ arayışında Ortadoğu’da “bölgesel taşıyıcı” kim olabilir?

9 0
31.01.2026

GİRİŞ: İRAN–MISIR–İSRAİL–TÜRKİYE MUKAYESESİ ÜZERİNE ANALİTİK BİR ÇERÇEVE

Bu yazıda ABD’nin yeni küresel hegemonya rejimi inşasında Ortadoğu’da müttefikleri arasında nasıl bir rol paylaşımı yapmak istediği sorusuna cevap arayacağım. Burada en önemli rol de Türkiye’ye düşecek gibidir. Ancak bir küresel gücün yönetişim ağında aktif olarak bulunmalı mıyız sorusuna cevap vermeyeceğim. Ülkemizin içinde bulunduğu jeo-politik imkânlar ve kısıtlar dahilinde ABD’nin hegemonya stratejisi içinde ne ölçüde yer alabileceğimiz, almak isteyip istemeyeceğimiz, bu tercihin bize ne kazandırıp ne kaybettireceği başka bir yazının konusudur. Burada ABD’nin aklından ne geçiyor, onu anlatmaya çalışacağım.

ABD’nin son yıllarda izlediği dış politika çizgisi, doğrudan ve yüksek maliyetli askerî angajmanlardan ziyade, ikili anlaşmalar, işlevsel koalisyonlar ve yük devri üzerinden işleyen bir “yönetim ağı” kurma eğilimini güçlendirmiştir. Bu yaklaşım, klasik anlamda tek merkezden yürütülen hiyerarşik hegemonya tasavvurundan çok, belirli bölgelerde yerel/bölgesel taşıyıcıların kapasitesine yaslanan; ABD’nin ise maliyeti sınırlayarak “hakemlik, koordinasyon ve stratejik çerçeve üretimi” rolünü koruduğu bir modelle uyumludur. Suriye dosyasında tartıştığımız “çekilerek düzen bırakma” mantığı, bu modelin mikro düzeydeki bir görünümüdür.

Bu bağlamda Ortadoğu, ABD ve müttefikleri açısından yalnız enerji jeo-ekonomisiyle değil; İsrail güvenliği, İran’ın çevrelenmesi/dengeye alınması, terörle mücadele, deniz yolları ve boğazlar, göç dalgaları ve Avrupa güvenliği gibi bir dizi başlıkla “stratejik kavşak” olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla burada kurulacak düzenin sürdürülebilirliği, bir noktadan sonra “vekâlet ortaklığı” gibi sınırlı ölçekli araçların ötesinde, devlet-ölçekli bir bölgesel taşıyıcı gerektirir. Soru şudur: Böyle bir taşıyıcı kim olabilir?

Bu yazı, dört aday ülkeyi—İran, Mısır, İsrail ve Türkiye—dört ölçüt üzerinden mukayese ederek yanıt arar: sert güç / hard-power, yumuşak güç / soft-power, meşruiyet ve devlet kapasitesi. Buradaki amaç “tek bir bölgesel güç” adayı ilan etmekten çok, ABD’nin ağ mimarisinde ülkelerin hangi “işlevsel rollere” daha uygun olduğunu göstermektir.

1. YÖNTEM: DÖRT ÖLÇÜTLÜ DEĞERLENDİRME MATRİSİ

Sert Güç / Hard-power: Konvansiyonel askerî kapasite, harekât kabiliyeti, caydırıcılık, savunma sanayii, istihbarat-askerî koordinasyon ve ittifak/komuta uyumu.

Yumuşak Güç / Soft-power: Diplomatik ağ, ekonomik çekim gücü, kültürel etki, teknoloji/sermaye çekimi, “norm ve gündem üretme” kapasitesi.

Meşruiyet: Bölgesel kabul eşiği (Arap kamuoyu/komşular), uluslararası sistemle uyum (yaptırımlar/ittifaklar), iç siyasal istikrar ve “düzen kurucu aktör” algısı.

Devlet kapasitesi: Bürokratik etkinlik, kriz yönetimi, sınır ve güvenlik yönetimi, sürdürülebilir mali kaynaklar, kurumsal süreklilik.

Bu matriste “en iyi” olmak, tek tek kalemlerde yüksek puan almaktan çok, yük devri ve ölçeklenebilir düzen hedefi açısından dengeli bir bileşim sunabilmek anlamına gelir.

2. İRAN: KAPASİTE VE AĞ VAR, AMA “ORTAKLIK” YAPISAL OLARAK İMKÂNSIZ

İran, Ortadoğu’da hem tarihsel devlet geleneği hem de bölgesel ağ kurma becerisi bakımından göz ardı edilemeyecek bir aktördür. Asimetrik kapasite, vekil ağlar, füze/İHA kabiliyeti ve belirli alanlarda kurduğu nüfuz, İran’a caydırıcılık ve pazarlık gücü sağlar. Ayrıca devlet kapasitesi bağlamında İran, kurumsal süreklilik ve güvenlik bürokrasisi açısından belirli bir dayanıklılık sergiler.

Bununla birlikte İran’ın........

© Yeni Birlik