menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Konkordato bir erteleme değildir: Dosyayı yönetim mi hazırlar, dosya mı yönetimi?

20 0
11.08.2026

GİRİŞ: RAKAM ARTIYOR, DOSYA KALİTESİ ARTMIYOR

2026'nın ilk yarısı, reel sektör açısından son yılların en ağır tablosunu ortaya koydu. Yılın ilk altı ayında konkordato talebinde bulunan şirket sayısı 1.240'a ulaştı; ilk beş ayda 802 şirket geçici mühlet aldı, en az 115 şirket hakkında iflas kararı verildi. 2025'in aynı döneminde 900–950 bandında seyreden başvuru sayısındaki bu artış, yıllık bazda yüzde 30–35'lik bir sıçramaya işaret ediyor. Başvurular ağırlıklı olarak İstanbul, Ankara ve Bursa gibi sanayi yoğun illerden geliyor; tekstilden lojistiğe, imalattan inşaata kadar sektörel dağılım genişliyor.

Yüksek kredi maliyeti, daralan iç talep ve finansmana erişimdeki tıkanma bu tablonun makro açıklaması. Ancak son üç yazımda ısrarla vurguladığım nokta değişmedi: konkordatoda asıl sorun başvuru sayısı değil, dosya kalitesidir. Ocak ayındaki yazımda konkordatonun sistemik bir uyumsuzluk göstergesine dönüştüğünü, Haziran ve Temmuz yazılarımda ise "taahhüt et, kaçır ve feragat et" mekanizmasının nasıl bir suistimal modeline dönüştüğünü anlatmıştım. Bu yazıda madalyonun diğer yüzünü konuşacağım: Dürüst tacirin dosyası nasıl ayakta kalır?

Çünkü mahkeme kapısına gelen iki dosya arasındaki fark, çoğu zaman şirketin mali durumundan değil, yönetim disiplininden kaynaklanıyor.

KORUMA BİR STRATEJİ DEĞİL YALNIZCA BİR ZAMAN ARALIĞIDIR

Bu köşede son aylarda konkordato müessesesinin gölgeli yüzünü ele aldım: "konkordato zırhının yasal bir kaçış planı olarak kullanılması", "taahhüt et, kaçır ve feragat et" mekanizması, illüzyon bütçeler, arka kapı tasarrufları ve kamu alacaklarının eritilmesi. Bu tespitler yerinde durmaktadır ve Adalet Bakanlığına sunduğumuz reform önerilerinin gerekçesini oluşturmaktadır.

Ancak tablonun tamamı bundan ibaret değildir. Sahadaki dosyaların önemli bir kısmı kötü niyetten değil, yönetim kapasitesizliğinden kaybedilmektedir. Bu iki başarısızlık türünün hukuki sonuçları benzer olsa da sebepleri ve dolayısıyla çözümleri tamamen farklıdır. Kötü niyete karşı yaptırım ve denetim gerekir; kapasitesizliğe karşı ise yöntem, veri ve iç kontrol gerekir.

Bugünkü yazıda, konkordatoyu bir hukuki koruma tekniği olarak değil, bir yeniden yapılanma yönetimi disiplini olarak ele alıyorum. Çünkü İcra ve İflas Kanunu'nun borçluya sağladığı geçici ve kesin mühlet, kendi başına bir çözüm değildir; yalnızca çözümün üretilmesi için tanınmış sınırlı bir zaman aralığıdır. Bu aralığı kullanılabilir bir yeniden yapılanma planına dönüştürecek olan şey hukuk değil, yönetimdir.

Bir cümleyle özetlemek gerekirse: Mahkeme size zaman verir, alacaklı size ancak güven verir. Güveni üreten mekanizma ise yönetimdir.

SAHADAKİ SONUÇ: USULDEN RET, KORUMASIZ KALMAKTIR

2026 yargı pratiği açık bir sinyal veriyor: mizan ile makul güvence raporu arasındaki en küçük tutarsızlık, talebin usulden reddiyle sonuçlanabiliyor. Bunun anlamı, şirketin koruma kalkanından yoksun kalarak icra takiplerinin ve iflas talebinin önüne itilmesidir. Yani hazırlıksız başvuru, korunma değil hızlandırılmış risktir.

Uygulamada en sık gördüğüm tutarsızlık kalemleri şunlardır:

Kayıtlı değer ile rayiç değer arasındaki farkın gerekçelendirilmemesi,

Şüpheli ticari alacakların hâlâ tahsil kabiliyeti tam varsayılarak projeksiyona konulması,

Grup içi (ilişkili taraf) cari hesapların tek taraflı bakiyeyle sunulması,

Stok yaşlandırmasının yapılmaması,

Vadesi geçmiş kamu borçlarının ödeme planına gerçekçi biçimde yerleştirilmemesi.

Bu kalemler, komiser heyetinin ilk incelemede baktığı yerlerdir. Ve her biri, başvurudan önce düzeltilebilir niteliktedir.

SAHADAN ÇIKAN TABLO: DOSYALARI KAYBETTİREN BEŞ YÖNETİM HATASI

İncelediğim dosyalarda, tasdik aşamasına ulaşamayan ya da tasdik sonrası feshe giden süreçlerde tekrar eden beş yapısal hata öne çıkmaktadır.

Birinci hata: Gerçek dışı nakit akışı projeksiyonu. Ön projeye eklenen nakit akışlarının önemli bölümü, geçmiş tahsilat performansıyla hiçbir bağı olmayan iyimser varsayımlar üzerine kuruludur. Tahsilat vadeleri kısaltılmış, ciro artışı gerekçesiz biçimde yukarı çekilmiş, tedarikçi vadeleri ise uzatılmış kabul edilmiştir. Bu tabloları daha önce "illüzyon bütçeler" olarak adlandırdım. Sorun yalnızca etik değildir; teknik olarak da savunulamaz. Komiser heyeti ilk üç aylık gerçekleşmeyi projeksiyonla karşılaştırdığında sapma ortaya çıkar ve dosyanın inandırıcılığı ilk raporda tükenir.

İkinci hata: Eksik veya doğrulanmamış mali veri. Mizanın kapanmamış olması, cari hesapların mutabakatsız kalması, grup içi alacak-borç bakiyelerinin karşılıklı tutmaması, stok sayımının yapılmamış olması, şüpheli alacakların hâlâ aktifte tam değerle taşınması. Bu koşullarda hazırlanan bilanço, borca batıklık analizinin de rayiç değer tespitinin de zeminini çürütür. Türk Ticaret Kanunu'nun 376. maddesi kapsamında sermaye kaybı ve borca batıklık değerlendirmesi yapacak bir yönetim kurulu, önce kendi verisinin doğruluğunu tesis........

© Yeni Birlik