menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Anahtar Kelimeler (Târih)

11 15
30.03.2025

Öncelikle günün notunu düşerek başlayayım. Ramazan Bayramımız mübârek olsun ve bütün insanlığa kut getirsin. İnşallah Ramazan ayı boyunca edindiğimiz güzel hasletler kişisel ve toplumsal olarak kalıcı olur. Yazımızın konusuna gelirsek akademik müktesebat ve bilimsel altyapı açısından kendime “târihçi” diyemem. Bilim dalı olarak Târih’in hiçbir alt dalında akademik uzmanlığım yok. Ancak bir sosyal antropolog ve sosyolog olarak modern ya da modern öncesi ve hatta modern-sonrası (postmodern) çağın insanlarının miras aldıkları, yaşadıkları ve miras bıraktıkları her ne varsa, bunu en iyi gözlemleme yolunun târihsel bir bakış açısı olduğuna inanıyorum.

Târihe olan entelektüel ilgimin içinde kronolojik bilgiler çok önemli bir yer tutmaz. Bir olayın ne zaman meydana geldiği elbette önemlidir. Ama bu önem, meydana geldiği zamandan değil, meydana gelmesinden ve meydana gelmesiyle sonuçlanan sebeplerden gelmektedir. Kişisel ilgim bu sebepler üzerinedir. Yâni benim için önemli olan bardağı taşıran son damla değil, bardağa ilk düşen damla ile başlayan süreçtir.

Târihteki bu sebep-sonuç ilişkisi, farklı anlam dünyâlarına sâhip kişiler tarafından farklı yorumlanabilir. Ama mesela bin yıl önce olmuş bir olayın bizim bildiğimiz yanları, birçok günlük, önemsiz veya önemini sonuç itibâriyle kaybeden ayrıntılardan arınarak bize ulaşmıştır. Zâten bu olayı önemli ve “târihî” yapan şey de, bu ayrıntılardan sıyrıldıktan sonra geriye “bir şey” kalmasıdır. O olay, “o şey” sebebiyle bugün önem arz etmektedir. O şeyin bugüne gelene kadar ne değişimler geçirdiğini bilmektir önemli olan. Foucault’nun kelimeleriyle söylersek “târih ancak olanın başından beri öyle olmadığını göstermeye hizmet ettiği müddetçe anlamlıdır.”(1)

Târihe bakmak, “şimdi”de olduğumuzun bilinciyle geçmişe ve geleceğe aynı anda bakmaktır. Selçuklu Kartalı gibi doğuya ve batıya yâni güneşin doğduğu yöne (geçmişe) ve güneşin batacağı yöne (geleceğe) tek bir bedenden bakmaktadır. Bunun yolu da gündelik işlerin tozu ve dumanına bulaşmaktan, gürültüsüne kapılmaktan kendimizi korumakla olur. Gündelik hayâtın koşuşturmasında bir yerlere yetişmeye çabalayıp, gökkuşağı gibi bir türlü ulaşmadığımızın ve ulaşamayacağımızın farkında olmalıyız.

Gündelik koşuşturmalar, iş, okul, mesâi, alışveriş, medyada servis edilen haberler, geçim derdi, siyâsî ve ideolojik çekişmeler bizi geçmiş ve geleceğe bakacağımız “şimdi”nin ekseninde sâbit durmaktan alıkoymaktadır. Etraftan gelen sesler yüzünden okuduğumuz kitaba konsantre olamamak gibi, içinde bulunduğumuz âna ve o ânın bize........

© Yeni Birlik