Latif bir yolculuk…
Latif Ağabeyimizin vefatı, muhterem Halil Uslu Ağabeyimizden sonra gözyaşlarını akıtan bir ayrılık oldu. Bu surî ayrılık, dünyanın fânî olduğunu bir kez daha kuvvetli bir şekilde hatırlattı ve zihnimi de hatıralara doğru yola çıkardı.
Yazıları günlük hayatımızın bir parçası gibi hayatımızda yer edegelmiştir yıllar boyu. Lise yıllarında ilk yazımı Yeni Asya’ya “posta” kanalı ile Latif Abi’ye referanslı olarak göndermiştim. Birebir tanışmadan yıllarca internet kanalından irtibatımızı sürdürmüştük. Meşrebimizle, Nur meseleleri ile ve aklımıza gelen diğer konularda sorularımızı sabırla cevaplardı. Cep telefonlarının yaygın olmadığı zamanlarda ankesörlü telefonlar ile dakikalarca konuşmam hatıralarımda kalmıştır.
Nur’dan aldığı prensipleri, kendine has üslubu ile matbuat âleminde neşretmek gibi müstesna bir hizmetin bayraktarı olmuştur. Latif abinin yazılarını okumak bir yazı okuyor gibi hissettirmezdi. Adeta, Nur’un Kur’ânî düsturları arasında gezerdik. Birebir sohbet ediyormuş ve sevilen birinden ders alıyormuş hissi olurdu.
Latif Ağabeyimizin hâli, kali ve kalemî numune-i imtisal birçok hasleti vardı.
Risale-i Nur ve Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri hakkında piyasada gezen tezviratlara, iftiralara ve yalanlara tarihî ve muknî delillerle cevap vermesi en dikkat çeken hasiyetlerindendi.
Nur camiasındaki seminerlere, okuma programlarına ve faaliyetlere iştirak ederek hasıl olan şevki, nuranî ahvalleri ve tevafukları yazılarıyla samimî bir şekilde paylaşması zihnimize kazınmıştır. Programlardaki Risale okumalarının üslubuna ayrı bir güzellik ve letafet kattığını hissederdik. Yazıları; meseleleri böyle vuzuhla ve icazla izahın ancak Risale-i Nurları dikkatle ve sürekli okumakla mümkün olacağı hususunu teyit etmiştir.
Yeni Asya meşrebinin hasiyetlerini ve mümeyyiz vasıflarını tarihî gerçekleriyle kimseyi kırmadan umuma beyan etmesi akıllara nakşolmuştur. Mehdiyet ve demokratlık gibi........
