Neden hamd borcumuz vardır?
El-Hamdü’lillâh Kelimesi
Biz, gerek tahmid esnasında, gerek tesbihât esnasında, gerek dualarımızın ve ibadetlerimizin içinde, gerek yemek yedikten ve su içtikten sonra, gerekse dilimizde muazzez bir vird olarak her zaman tekrarlaya geldiğimiz “El-hamdü’lillâh” kelimesiyle; Allah’ın noksan sıfatlardan berî; kemâl sıfatlarla muttasıf; izzet, azamet, celâl ve ikrâm Sahibi; gerçek şan ve şeref Sahibi; gerçek büyük, üstün, kudsî, ulvî, yüce, gâlip, kâinâta hâkim; varlıklar üzerinde emir, hüküm ve tasarruf Sahibi oluşunu tasdik etmiş; bildiğimiz ve bilmediğimiz ne kadar kemâl sıfatlar varsa hepsiyle tavsif etmiş; ne kadar noksan sıfatlar varsa hepsinden tenzih etmiş olmaktayız.
Böylece de gerçek övgüye, medh ü senaya, üstün, aziz ve yüce tutmaya, kadr u kıymetini bilmeye lâyık tek varlığın Allah Teâlâ (cc) olduğunu kâmil manada tasdik ve iman ettiğimizi beyan etmiş olmaktayız.
Cenab-ı Hakk’ın kendi zâtını “çok övülen ve övülmeye lâyık” manasında Kur’ân’da “Hamîd”1, Cevşen’de de “Mahmûd” ismiyle2 isimlendirdiğini dikkate alırsak; Allah’a hamd etmekle, Allah’ın gerçek övgüye ve medh ü senâya lâyık olduğunu ifade ve teslim etmiş olduğumuz anlaşılmış olur.
Peygamber Efendimiz ’in (asm) “Mahmûd” ve “Muhammed” isimleri de “yerde ve gökte çok övülen” manasında hamd kökünden gelmektedir. Makam-ı Mahmûd, Resûl-i Ekrem Efendimize (asm) çok salavât-ı şerife getirenler için Rabbânî bir feyiz, lütuf ve nimet sofrası hükmündedir.3 Bu yüce makam,........
