Sadece sadakat mi?
Bir gencin dünyasında bu anma programları bir vefa borcu değil, aslında kendi iç dünyasına tutulan bir ayna gibiydi. Ben de bu makaleyi kaleme alırken, Zübeyir Ağabey’in herkesçe bilinen o meşhur sadakat tablolarından ziyade; bir genç olarak onun hayatında keşfettiğim, satır aralarında gizli kalmış o “insan inşa eden” detaylar üzerinden gitmek istedim. Çünkü bizim nesil için o, bugünün karmaşasında yol gösteren bir rehber.
Zübeyir Ağabey denince zihnimizde hep o sarsılmaz kale figürü canlanır. Ama onun hayatına biraz daha yakından bakınca, aslında muazzam bir “irade mimarı” olduğunu fark ediyorsunuz. Bugün bizler, elimizdeki telefonun bir bildirimiyle vaktimizi heba ederken; o, saniyelerini bile davası için hesaplayan bir disiplin timsaliydi. Onun uykusuzluğa, yorgun- luğa ve hatta kendi nefsinin en küçük isteklerine karşı verdiği o disiplinli savaş, modern dünyanın “kişisel gelişim” masallarından çok daha gerçekçi ve sarsıcı. Bir gencin hayatında kurmakta zorlandığı o iç disiplini, o Nur’un satırlarından süzüp bizzat hayatına nakşetmişti.
Bizi en çok etkileyen ve pek de ön plana çıkarılmayan bir diğer özelliği ise, onun “isimsizleşme” sanatıdır. Bugün herkesin bir “ünvan” peşinde koştuğu, “ben de buradayım” diye bağırdığı bir çağda yaşıyoruz. Zübeyir Ağabey ise tam tersine, varlığını davasının ve Üstadının şahsiyetinde eriterek devleşmiş bir isim. Kendisinden bahsedilmesinden bile rahatsız olan bu asil duruş, kibrin ve benliğin nasıl ayaklar........
