Viranede saklı hazineler
Geçtiğimiz günlerde, Afganistan’dan ülkemize sığınmak zorunda kalan bir ailenin kapısını çaldım.
Mütevazı bir apartman dairesinde yaşıyorlardı. İlk bakışta sıradan görünen bu ev, içinde sessizce taşınan büyük bir hayat hikâyesini saklıyordu.
Görüşmemiz ilerledikçe aileyi biraz daha tanıma fırsatı buldum. Hanımefendinin İngilizce öğretmeni olduğunu öğrendim. Eşi ise bir zamanlar uçak pilotluğu yapmıştı. Üstelik dört dil biliyordu. Doğrusu bunları duyunca birkaç saniye ne söyleyeceğimi bilemedim. Kendi memleketlerinde kalsalardı, belki bugün mesleklerini sürdürüyor olacaklardı. Belki çocukları bugün bambaşka şartlarda büyüyor olacaktı.
Belki yıllarca emek verdikleri hayat, hayal ettikleri gibi devam edecekti. Fakat savaş, bütün hesapları altüst etmişti. Doğdukları topraklardan ayrılmış, kurdukları düzeni geride bırakmışlardı.
Bugün ise aynı insan, ailesinin geçimini sağlayabilmek için apartmanda kapıcılık yapıyordu. Üstelik işi ortak yürüttüğü için aldığı maaşın ancak yarısıyla evini geçindirmeye çalışıyordu.
Fakat beni asıl sarsan bunlar değildi.
Ne pilotluğu... Ne öğretmenliği... Ne de bildiği dört dil...
Beni asıl etkileyen; bütün bu ağır imtihanlara rağmen vakur duruşlarını korumaları, şükürlerini kaybetmemeleri ve hayata........
