menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cennetasa baharlara giden yol - 1

7 0
07.04.2026

İstikbale ait manevî baharların tahmin, tahlil ve yorumu, derin bir ilim, vehbî bir sünuhat geniş bir ufku gerektirir. Sırlı, zor ve karışık hadiselerin yorumlanması da kamuoyunu ikna etmesi de zaman ve sabır ister. 

20. asrın başlarında Osmanlı İmparatorluğu, İslâm coğrafyası, Batı medeniyeti büyük zorluklar ve çıkmazlarla mahzun ve çaresizdi. Ümmet ve insanlık bu badireden çıkmak için bir kurtarıcı bekliyordu! Bu ancak Kur’ân’la mümkündü. Dağlarvarî çıkmazların çözümü İlâhî hükümlerin  rehberliğinde olabilirdi. 

Kur’ân’ın i’cazı asrın ve beşerin dertlerine çareye, izah ve yoruma muhtaçdı. Bu i’cazı yorumlayacak, insanlık ve medenî dünyaya çare olacak kurtuluş reçetesi, bir rehber, sır çözücü, farklı üstün zekâ, ilim, irade ve müceddid gerektiriyordu. Milletin, ümmetin ve insanlığın bekleyişi ve ümidi buydu!

Klasik bir “tefsir” anlayışı yığılmış dertlere, çaresizliğe, ümitsizliğe, karamsarlığa, çıkmazlara, çözüm sunmaktan uzaktı. Sıkıntılar büyüktü. Sunulan mevcut durum çözüm üretmekte acizdi. 

Yıkım ve tahribat manasındaki: “Savaş”, iki cephede devam ediyordu. Silâhla, dağ ve ovalarda! Fenlerle mekteplerde, medreselerde, darü’l-fünunlarda! (Üniversitelerde)  

Dağ ve ovalarda bedenler mahvediliyor, okullarda beyinler maddeperestlik ve tabiatperestlikle zehirleniyordu. İnsanlık savrulmadaydı. 

Bütün bu şartlarda Şarkî Anadolu’dan payitaht İslâmbol’a (İstanbul’a) ve medreslere bir ses haykırmaya başlamıştı. Ararat Dağının eteklerinde görülen hakikatli bir rüya! “İ’caz-ı Kur’ân’ı beyan et!” emrini veriyordu. Bu manevî miras ve görevle yepeyeni bir devir, asra ve aslına uygun bir İslâmî yorum ve tecdid hareketi başlıyordu. Nur davası; Sahabe ve hakikat........

© Yeni Asya