Ankara’da vuslat günü
Cennetâsâ baharların Kur’an bahçesinden filizlenen bereketli nur katrelerinin bir asırlık hikâyesi Barla’da başlamıştı. Bir bahar mevsiminin arifesinde Barla’ya adım atan Bediüzzaman’ı semadan serpiştirilen rahmet tanecikleriyle arzın kalbine peş peşe düşen cemreler istikbal ediyordu… Sonra saff-ı evvel talebelerin divit gıcırtıları ve siyah nur halesi mürekkep izlerinin satırlarda uzayıp giden Kur’ân hakikatleri, muhtaç gönüllerde yerini buluyordu. Kâinatı uyandıran o sesler, sözler, hitaplar, talim edilen dersler, baştanbaşa arz sayfasında tefekkürle okunmasıyla hissiyatları cezbediyordu…
“Dünya, büyük bir mânevî buhran geçiriyor” feryatları âfâkı sarmıştı. Zulmetli fetret karanlıklarına Âkif, “O nuru gönder, İlâhî, asırlar oldu yeter! Bunaldı milletin âfâkı bir sabah ister” nidaları ile “baharın var, ki beklerdin” ifadelerinde beklenen bahar müjdeleri, Kur’ân’ın güneşinin elmas hakikatleriyle tecelli ediyordu. İnsanlığın aklına, kalbine, vicdanına hitap eden Risale-i Nurlar, çareler, devalar, reçeteler külliyatı olarak gönülleri aydınlatıyordu.
26 Nisan günü yeryüzü bahar renkleri, çiçekleri, rayihası ve havasını teneffüs ederek, sevinçle, sürurla, heves ve heyecanla Ankara vuslat gününe, Risale-i Nur Kongresine giderken bir asırlık Nur hazinesinin hatırasını hissiyatla mülâhaza ettik. Bediüzzaman’ın görüşleri ışığında, hayatından aldığımız dersler, feyizler, ilimler, irfanların yüreğimize serptiği ümitle, inançla, ihlasla, aşk ve şekle geleceğe bakmanın idrakiyle yollardaydık. 50 kadar akademisyen, ilim adamı, araştırmacı ve yazarın Bediüzzaman’ın fikir ve düşünce bahçesinden derledikleri hakikatleri dinlemeye, dostlarla buluşmaya, kucaklaşmaya geldik.
Kongre salonuna girişte pırlanta gibi giyimli görevli gençlerin karşılaması ve refakatıyla tıklım........
