Adalet mülkün temelidir-2
Hz. Ömer’in (ra) çağları aşan “Adalet mülkün temelidir” kelâm-ı kibarında ifade edildiği üzere, devlet de bir mülktür ve gücünün sınırları ancak adalet ile çizilebilir. Bir binanın temeli, bir ağacın kökleri ne kadar derinse; o yapının dışarıdan gelecek darbelere karşı mukavemeti de o derece sağlam olur. Devlet de bir bina misali olarak ele alındığında, temeli adalet olmalıdır ki içte barışı, güvenliği ve toplumsal dayanışmayı temin edebilsin; dışarıdan gelebilecek tehditlere karşı da sarsılmaz bir direnç göstersin. Adalete dayanmayan bir yapıda iç barış zedelenir, karışıklık ve zulüm baş gösterir; bu zayıflığı fırsat bilen dış mihraklar karşısında ise devlet son derece kırılgan bir hale düşer.
İnsanlık tarihi, adaleti mutlak olarak tatbik eden hâkimler ile zulmüyle iştihar etmiş zalimhükümdarların ve onların emrindeki yargıçların mücadelesine sahne olmuştur. Tarihin en büyük zalimlerinden Firavun, kendisini ilah ilan edecek kadar küstahlaşmış; fakat hak ve hakikat karşısında çaresiz kalmıştır. Nil’in sularında Hz. Musa’nın mu’cizesini gördüğünde imana gelse de artık imtihan sırrı bozulduğu için imanı kabul olunmamıştır. Kur’ân-ı Kerîm’in bildirdiği üzere onun bu ibretlik akıbeti, adalet-i İlâhiyenin er ya da geç tecelli edeceğinin ve güç sahiplerinin tarih karşısındaki acziyetinin en açık vesikası olarak kalmıştır. Yakın tarihte Lenin, Stalin ve Mao gibi diktatörler milyonlarca insanı katledip sistematik terör estirirken; günümüzde Netanyahu gibi figürler de aynı zalimlik silsilesinin modern mümessilleri olarak insanlığı kana bulamaya devam etmektedir. Haccac-ı Zalim’den Yezid’e, tarih boyunca halkına zulmeden; günümüzün İslam dünyasında da görüldüğü üzere meşruiyetini dış odaklara bağlayarak........
