ABD-İran anlaşamadı: Yerine İsrail-Lübnan anlaşması verelim
Ancak anlaşma hakkında Hizbullah’ın vetosu ve İsrail’in işgal ettiği Lübnan topraklarından çekilmesinin bir takvime bağlanamaması, anlaşmanın kırılganlığını gösteriyor.
Yine de anlaşma, Tel-Aviv ile Beyrut’un çatışmayı sonlandırma, egemen ve komşu devletler arasında barışçıl ilişkiler kurma niyetlerini de ortaya koyuyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio anlaşmayı “başlangıçların başlangıcı” şeklinde tanımlarken, Hizbullah ise “aşağılayıcı ve egemenliğin teslimi” olarak yorumladı. Her iki değerlendirme, anlaşma belgesi ile sahadaki gerçeklik veya ulaşılmak istenilen barış arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor. İmzaların atılmasından sonra Beyrut’taki protestolar, belirtilen uçurumun sahadaki yansıması olsa gerek. Bununla birlikte Lübnan Başbakanı Nawaf Salam’ın X hesabından 26 Haziran’da anlaşmanın muhtevasının “BM kararlarına dayandığı, İsrail’in tüm Lübnan topraklarından çekilmesini, devlet egemenliğini yeniden tesisi, yerinden edilenlerin geri dönmesine izin verileceğini” bahsetmesi bile, Beyrut sokaklarını yatıştırmadı.
Lübnan’ın önemli aktörlerinden Hizbullah’ın anlaşma müzakerelerinin dışında bırakılmasıyla birlikte, Lübnan Parlamento Başkanı ve Şiî Emel (Amal) lideri Nabih Berri “iç bölünmeleri körükleme ve silahlı çatışmaya varacak riskler”e dikkat çekiyor.
ABD-İsrail-Lübnan üçlü anlaşması 14 madde olup, İsrail-Lübnan arasında egemenliğin tanınması ve İsrail’in işgal ettiği Lübnan topraklarından geri çekilmesi karşılığında Hizbullah’ın silahsızlandırılmasıyla öne çıkıyor. Hizbullah’ın kabul etmediği bu yönüyle anlaşmanın uygulanabilirliği “eş zamanlı değil, ardışıktır ve asimetriktir”. Dolayısıyla anlaşma bu hâliyle “zayıf ve kırılgandır”. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu da “Hizbullah silahsızlanana ve İsrail’e tehdit olmaktan çıkana kadar, tampon bölgeyi koruyacaklarını” bildirdi. Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere, anlaşmanın maddelerinin kademeli olarak uygulanması öngörülüyor. Diğer taraftan........
