Hürriyet, meşveret ve Bediüzzaman’ın siyaset ölçüsü
Bu nokta, Bediüzzaman’ın neden basit bir “muhafazakâr düşünür” kalıbına sığmadığını anlamamız açısından önemlidir.
Bediüzzaman istibdada karşı çıkmıştır. Meşrutiyet döneminde meşveret, adalet ve hukukun üstünlüğünü savunmuştur. Onun açısından yönetimin meşruiyeti sadece iktidar sahibi olmaktan değil, adalet ve hukukla kayıtlı olmaktan geçmektedir. II. Meşrutiyet’e verdiği desteğin temelinde adalet, meşveret ve hukukun üstünlüğü anlayışının bulunmasıdır.
Bu anlayışın merkezinde hürriyet vardır.
Bediüzzaman’ın “Hürriyet, imanın bir hassasıdır” yaklaşımı, hürriyeti sadece siyasî bir tercih olmaktan çıkarıp insanın kulluk şuuruyla ilişkilendirir. İnsanın gerçek anlamda hür olması, başıboş olması değil; Allah’tan başka hiçbir şeye kul olmamasıdır.
Bu bakış, günümüz açısından da son derece önemlidir.
Çünkü toplumların en büyük problemlerinden biri, farklı düşüncelerin birbirini düşman olarak görmesidir.
Bediüzzaman’ın müsbet hareket anlayışı burada devreye girer.
Müsbet hareket; öfkeyle değil hikmetle, tahriple değil inşa ile, tarafgirlikle değil ihlasla hareket etmektir. İttifak ve kardeşlik duygusunu güçlendirmek, toplumsal hayatın temelinde merhamet, hürmet ve emniyeti esas almaktır.
Bugün siyasî ve sosyal hayatımızın en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de budur.
Farklı düşünen insanlarla konuşabilmek...
Kendi fikrini savunurken başkasının hakkını........
