Yapay zeka çağında insan olmak (3) - Akıl bir bağdır
İnsan da biraz böyledir. Ona şehvet verilmiş, gadap verilmiş, akıl verilmiştir. Fakat bu kuvvelerin sınırları fıtraten tam çizilmemiştir. Bediüzzaman’ın ifadesiyle2 insandaki kuvvelere şeriatça had konulmuş; fıtraten konulmamıştır. Bu yüzden insan ifrat ile tefrit arasında savrulabilecek bir mahiyet taşır. Kuvve-i şeheviyenin ifratı fücura, kuvve-i gadabiyenin ifratı zulüm ve tahakküme, kuvve-i akliyenin ifratı ise cerbezeye dönüşebilir. Cerbeze, hakkı bâtıl, bâtılı hak gösterebilen istikametsiz bir zekâ hâlidir.
Çağımızın büyük problemlerinden biri burada görünür hâle geliyor. Eskiden cehalet daha kaba görünürdü; şimdi ise çoğu zaman zekâ kılığına giriyor. İnsanlar çok akıllıca konuşabiliyor, güçlü mantık örgüleri kurabiliyor; fakat bütün bu zihinsel faaliyet hakikate değil, hevâya hizmet edebiliyor.
Çünkü akıl yalnızca düşünme kabiliyeti değildir. Akıl aynı zamanda bağ kurma kabiliyetidir. İnsan aklı sayesinde olaylar arasında ilişki kurar; sebeple sonucu bir arada düşünür. Bir eser gördüğünde müessiri, sanatı gördüğünde sanatkârı hatırlar.
Bediüzzaman’ın Kur’ân için kullandığı tariflerden biri bu noktada dikkat çekicidir: “Sutûr-u hâdisatın altında muzmer hakaikin miftahı…3” Yani yaşadığımız hâdiselerin satırları altında gizlenmiş hakikatlerin anahtarı…
Demek ki mesele yalnız olaylara bakmak değildir; onların arkasındaki manayı okuyabilmektir. Aynı hâdiseye bakan iki insandan biri sadece görüntüyü görürken,........
