Yapay zekâ çağında insan olmak (13) - Sesin kaybolduğu yer
Aynı hakikate bakan iki insan benzer şeyler görebilir; fakat onu ifade edişleri aynı olmaz. Çünkü söz, yalnız zihinden değil, hayattan da çıkar. İnsan yaşadıklarını, korkularını, sevinçlerini, okuduklarını, sustuklarını ve söyleyemediklerini cümlelerine taşır. Bu yüzden bir metni okurken sadece bir fikirle değil, o fikrin içinden geçtiği insanla da karşılaşırız.
Yapay zekâ ile birlikte yazı dünyasında büyük bir kolaylık doğdu. Dağınık notlar toparlanıyor, cümleler akıyor, metinler kısa sürede daha düzenli ve etkileyici hâle gelebiliyor. Bu imkânı küçümsemek doğru olmaz.
Fakat yazmak yalnız ortaya güzel bir metin koymak değildir. İnsan bazen ne düşündüğünü ancak yazarken fark eder. Bir cümleyi değiştirdikçe niyetini, bir paragrafı sildikçe fazlalığını, bir ifade karşısında duraksadıkça kendi içindeki bulanıklığı görür. Yazının insana bakan tarafı biraz da burada ortaya çıkar: Yazı, bir ürün olduğu kadar bir terbiyedir.
Bu yüzden şu soru önemlidir: Metin güzelleşirken yazar da içinden geçmesi gereken yoldan geçiyor mu?
Bir metin daha düzgün, daha parlak, daha okunur olabilir; fakat sahibinin vicdanında aynı ölçüde karşılık bulmuyorsa, orada ince bir kopma başlar. Söz güzelleşir ama ses zayıflar.
Özellikle tefekkür yazılarında bu mesele daha hassastır. Çünkü fikir sadece bilgi değildir; insanın kendi yaralarından, arayışlarından ve muhasebesinden geçerek aldığı renktir. Hakikat müşterektir; fakat o hakikate verilen ton şahsîdir. Yapay zekâ çoğu zaman cümleleri daha pürüzsüz hâle getirirken, insanın sesini taşıyan bazı küçük çıkıntıları da törpüleyebilir.
Oysa bazen bir metni sahici kılan şey, kusursuzluğu değil; içinden........
