Meşveret ve karar ahlâkı -1
Meşveret, yalnızca bir karar alma usulü değil; aynı zamanda bir emanet, bir kardeşlik hukuku ve bir nefis terbiyesidir. İnsan bir mesele hakkında konuşurken sadece fikrini değil; niyetini, üslubunu, sabrını, itiraz ahlâkını ve hakikate açıklığını da ortaya koyar.
Bu yazı serisi, herhangi bir şahsı, grubu veya belli bir uygulamayı hedef almak için değil; meşveretin ruhunu, karar karşısındaki sorumluluğumuzu ve uhuvvet içinde hakikati koruma gayretini yeniden düşünmek için kaleme alındı. Çünkü hizmet hayatında mesele yalnızca doğru karar almak değildir; o karara hangi kalp hâliyle varıldığı, farklı kanaatlerin nasıl karşılandığı ve karar sonrasında muhasebe kapısının açık tutulup tutulmadığı da en az karar kadar önemlidir.
Bu metinler, dışarıya dönük bir tenkitten önce, insanın kendi nefsine ve kendi diline çevrilmiş bir soru olarak okunmalıdır: Meşvereti gerçekten bir emanet gibi taşıyabiliyor muyuz?
1. Her Toplantı Meşveret Değildir
Meşveret, sadece insanların bir araya gelip karar alması değildir. O, hakikatin emniyet içinde konuşulabildiği, farklı kanaatlerin kardeşlik hukukunu zedelemeden ifade edilebildiği bir ahlâk zeminidir. Bu yüzden meşvereti yalnız toplantı düzeni, gündem takibi veya çoğunluk kararıyla sınırlamak, onun ruhunu eksiltir.
Meşveret, yalnız aynı odada bulunmak, gündem maddelerini görüşmek veya çoğunluğun kanaatini belirlemek değildir. Bunlar meşveretin sureti olabilir; fakat ruhu başka bir yerde aranır. Meşveretin ruhu, hakikatin emniyet içinde konuşulabildiği zemindir. İnsanların sadece bedenleriyle değil; fikirleriyle, vicdanlarıyla, itirazlarıyla ve sorumluluk duygularıyla orada bulunabilmesidir.
Eğer bir yerde insanlar konuşmadan önce “Bunu söylersem yanlış anlaşılır mıyım?” diye endişe ediyorsa, orada meşveretin havası zedelenmiş demektir. Farklı bir fikir daha söylenmeden “nefs”, “enaniyet”, “muhalefet”, “sadakatsizlik” veya “fitne” gibi........
