menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kuvvet vardı, istikamet yoktu

13 0
29.06.2026

Bediüzzaman, geçmiş zamanın vahşet ve cehaleti kullanarak bir milletin içindeki kıymetli menbaları nasıl yanlış mecralara akıttığını anlatır1. Ortada bir menba vardır, bir maden vardır; besleyen, büyüten, hayat veren bir akış… Fakat o akış kendi yatağında kalmaz. Ehliyetsiz ellerde yön değiştirir. Berrak su, verimli toprağa değil; kumistana, şûristana akar. Neticede ortada belki bütünüyle bir kuraklık yoktur; ama hayat da yoktur.

Bu, kendiliğinden olmaz. Kimi hile ile yapar, kimi kuvvetle. Sözü olan sözle, gücü olan güçle aynı hataya hizmet eder: İstikameti bozar. Böylece kıymetli olan, kıymetsiz yerlerde tüketilir.

Bediüzzaman’ın dikkat çektiği ilk damar, sehavet-i milliyedir. Her milletin, ortak fayda için malından fedakârlık edebilme kabiliyeti vardır. Bu, az bulunur bir kuvvettir. Yerini bulduğunda ilme, maarife, kalıcı eserlere ve ortak hayata su verir. Fakat yanlış yere aktığında çoğaltmaz; dağıtır. Fedakârlık vardır, ama meyve veren bir zemine ulaşmaz. İnsan verir; fakat verdiği şey büyüyen bir hakikate değil, sessiz bir kayba karışır.

Bir de cesaret-i milliye vardır. Bir milletin namusunu, haysiyetini ve hukukunu muhafaza edecek kuvvet… Fakat o kuvvet de yerini şaşırdığında dışarıya değil, içeriye........

© Yeni Asya