Beşinci Şua-Beşinci Mesele: Küçük tanrılar çağı -1
1936 yılının Berlin Olimpiyatları’nda dünyaya yayılan görüntüler, tek bir adamın etrafında örgütlenmiş devasa bir gösteri sunuyordu. Yüz binlerce insan senkronize hareketlerle selam duruyor; stadyumun, devasa sütunların ve geçit törenlerinin merkezinde tek bir figür göze çarpıyordu. Leni Riefenstahl’ın kamerasının ölümsüzleştirdiği sahnelerde, stadyumu dolduran kitleler adeta birbirini takip eden dev dalgaları andırıyor, o dalgaların kıyıya vurduğu noktada ise Nazi Partisi başkanı Adolf Hitler duruyordu.
Bu tablo sadece bir siyasî gösteri değildi, çok daha derin bir sosyolojik kurguydu. Nürnberg mitingleri ve stadyum gösterileri bilinçli olarak dinî bir mimariye göre tasarlanmıştı: Katedralin uzun koridorunu andıran insan hatları, geleneksel kilise törenlerinin fonksiyonunu üstlenen toplu yeminler, kutsal metinlerin yerini alan doktrin kitapları ve vaaz dinleyenlerin yerini alan hıncahınç dolu tribünler... Modern dünya Yaratıcı’yı kamu alanından kovmaya girişmişti ancak ortaya çıkan derin varoluşsal boşluğun devam etmesi de imkânsızdı. İbadetin tarihî kimliği korundu, içeriği değiştirildi ve o kutsal kalıbın tam merkezine bir fani yerleştirildi.
Bediüzzaman Said Nursî, bu toplumsal ve siyasal dinamiği son derece yalın ama bir o kadar evrensel bir çerçevede okuyordu: “Ahir zamanda deccal gibi bir kısım şahıslar ulûhiyet dava edecekler ve kendilerine secde ettirecekler.” Nursî, bu rivayeti üstünkörü bir okumayla sınırlamaz. Arka planındaki rasyonel mekanizmayı deşifre etmek için keskin bir analoji kurar: Padişahı inkâr eden bedevî bir kumandan, bu inkârın sonucu olan otorite boşluğunu öylece bırakmaz. Merkezî otorite reddedildiğinde, kendi hâkimiyet alanında kendini o otoritenin yerine koymaya başlar. Büyük padişah reddedilince, kaçınılmaz olarak irili ufaklı........
