Herkes ‘abdullah’tır!
Neyi yazayım bilmiyorum ki.
Daha çocukluğumda seçmiştim onu galiba. Kim bilir belki de 'seçtirilmişti'.
7-8 yaşlarındayım zannediyorum. 1980'ler... Şirinevler medresesindeyiz. Çocuk zihnimle hatırladıklarım:
Bana kura çektiriyorlar. "Haydi bakalım! Bu iki kişiden biri olacak. İsimlerini kâğıtlara yazdık. Kim seçsin? Hah şuradaki çocuk! Gel bakalım Turan'ın oğlu İsmail. Sen masumsun. Çek bakalım buradan bir tane. Sen kimi seçersen heyete o girecek."
Belli ki bir mahal meşveret heyeti seçiminde en nihayetinde kuraya kalmış olan bir durum belirlenmek istenmiş.
Benim için bir eğlence tabiî. Ama kader ağlarını örüyor sanki.
Ben onu seçtiydim: Abdullah Eraçıkbaş'ı.
Meğer çok manidar bir 'seçim'miş bu.
Nereden bilebilirdim ki...
Çeyrek asırlık mesai yoldaşımı, müdürümü, ağabeyimi seçtiğimi…
Yıllar yılları kovaladı. 90'ların sonu, 2000'lerin başı: Üniversite zamanları. Ankara'dan rahmetli Seyfeddin Gültekin abilerle gazetemizin Gençlik Sayfasını aşkla , şevkle çıkarışımızı hatırlarım. Ali Vapurlu Ağabeyin rahle-i tedrisinde... Her hafta heyecanla gazeteye yazılar yollardık.
Rahmetli Abdullah Ağabeyim o zamanlar gazetemizin Yayın Koordinatörü idi. Teşviklerini, müşfik ve titiz yönlendirmelerini hiç unutmam.
Gün geldi "Haydi bakalım İsmail" dedi. "Mezun ol da, gel. Yazı İşlerinde sana vazife verelim."
Serde imam-hatip okulundan kalma hocalık kisvesi de var ya, "Sana imamlık vazifesi de vereceğiz. Gazetede Cuma namazlarını da kıldırırsın inşaallah" demişti.
Neyse mezuniyet sonrası geliş o geliş.
Bir bakıma çok feyizli ihzariye hükmündeki Ankara yıllarından sonra vatana, İstanbul'a avdet. Muhterem Vapurlu Ağabeyimin kulakları çınlasın. "Biz seni vakıf edeceedik, sen gittin gazeteye vakıf oldun" latîfeleşmeleri...
Kendimizi anlatmayalım, affola... Maksat; elimizden tutan abilerimize binler selâm ve de........
