Seviyorum ama kimi?
Peki kendimize verdiğimiz cevap ne kadar doğru olabilir? İnsan, nefsinin de yardımıyla kendini ustaca kandırabilir mi? Sevdiğini sadece zannedebilir mi? Belki de yaşadığı hayat, sessizce başka bir hakikati gösteriyordur.
Haydi küçük bir muhasebe yapalım. Elimize kâğıt kalem alalım ya da zihnimizde dürüst bir liste yapalım.
Sevdiklerimizi, sevdiğimiz değere göre sıralayalım.
Birinci sıraya en çok sevdiğimizi yazalım.
Eminim ki, ben de dâhil olmak üzere çoğumuzun ilk sırasında Allah (cc) vardır. Hemen ardından ise En Güzel’in (cc) en güzeli olan Hz. Muhammed Mustafa (asm)… Ve sonra kalbimize yakın olan diğer şeyler… Aile, iş, para, sağlık… Kısacası hayatımızda değer verdiğimiz ne varsa…
Şimdi ise başka bir liste yapalım.
Bu kez “neyi seviyoruz?” değil, “hayatımız neyin etrafında dönüyor?” sorusunu soralım.
En çok zamanımızı ne alıyor? En çok ne için yoruluyoruz? En çok ne uğruna plan kuruyoruz? En çok ne için fedakârlık yapıyoruz?
Yani sevdiğimizi söylediğimiz şeyleri değil, gerçekte peşinden sürüklendiğimiz şeyleri sıralayalım.
İşte asıl can alıcı yere geldik: Eğer bu iki liste birbiriyle uyuşuyor ise ne mutlu ancak uyuşmuyorsa, orada sessiz ama derin bir çelişki vardır.
Zira gerçek sevgi eylem gerektirir.
Eylemsiz bir sevgi ise içi doldurulamamış boş bir cümleden ibarettir.
Bunun zıttı ise şudur: Hayatımızda en çok neye zaman ayırıyor, neye emek veriyor, ne uğruna çaba sarf ediyorsak…
Sevgimizi aslında ona veriyoruz demektir.
Dilimiz bunu tasdik etmese bile…
Buna rağmen ilk listemizin, yani........
