menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İslâm, Kur’ân ve evrim

17 0
12.08.2026

İlk bakışta bu yaklaşım, din ile bilimi uzlaştıran makul bir yorum gibi görünebilir. Fakat önce şu soruya cevap verilmelidir:

Kur’ân gerçekten bunu mu söylüyor? Yoksa dışarıdan kabul edilen bir teori, Kur’ân’ın ayetlerine uydurulmaya mı çalışılıyor? Daha da doğrusu, Kur’ân’ın söylemediği bir anlam zorla ayetlerden çıkarılmak mı isteniyor?

Bu mesele üzerinde düşünürken dikkatimi en çok çeken, “Andolsun, Biz insanı ahsen-i takvîmde (en güzel şekilde) yarattık.” ayetidir.¹

Bu ayette “yarattık” fiili ile “ahsen-i takvîm” ifadesi aynı cümlede birlikte zikredilmektedir. Bu ifade, insanın yaratıldığı anda ahsen-i takvîm, yani en güzel kıvam üzere yaratıldığını göstermektedir.

Ayet, “İnsanı yarattık, sonra onu ahsen-i takvîme ulaştırdık.” demiyor. “Önce daha ilkel bir hâlde yarattık, ardından en güzel kıvama eriştirdik.” şeklinde bir ifade de kullanmıyor. Bu sebeple ayetin tabiî okunuşu, insanın yaratılışının başlangıçtan itibaren ahsen-i takvîm üzere gerçekleştiğine işaret etmektedir.

Bu ifade, ilk insan Hz. Âdem’in (as) yaratıldığı anda ahsen-i takvîm üzere yaratıldığını; akıl, irade ve istidat bakımından diğer mahlûkat içinde müstesna bir konuma sahip olduğunu göstermektedir.

Burada üzerinde durulması gereken ikinci bir nokta daha var:

Eğer insan evrim sonucu ortaya çıkmış ve bu süreç hâlâ devam ediyor olsaydı, bugünkü insan bu sürecin son noktası değil, yalnızca geçici bir halkasıdır. O hâlde gelecekte bugünkünden daha gelişmiş bir insan türünün ortaya çıkması beklenecektir. Bu durumda şu soru kaçınılmazdır:

Kur’ân’ın “ahsen-i takvîm” diye nitelendirdiği insan kimdir?

Bugünkü insan mı, yoksa bizden sonra ortaya çıkacak daha gelişmiş bir tür mü?

Eğer insanın bugünkü........

© Yeni Asya