Ahirette kardeşlerimden davacı olacağım - 2
Peygamberimiz (asm), ahirzamanda Müslümanların sayıca çok olacağına ama “deniz üzerindeki çöp ve köpük gibi” bir ağırlığının olmayacağına, kalplerine vehn (dünya sevgisi ve ölüm korkusu) düşeceğini haber vermişti.
Tam da o Nebevî uyarının tecelli ettiği, tabiri caizse fitne kutusunun ardına kadar açıldığı kapkaranlık bir çağın ortasındayız.
Karşımızda duran tablo son derece kanlı ve çetrefillidir. Bir yanda, geçmişte Amerika ile çeşitli iş birlikleri yaptığı yönünde eleştirilen, mezhepçi politikaları sebebiyle Suriye'den Irak'a kadar uzanan süreçte Sünnî kesimlere yönelik ağır baskılar ve şiddet uygulamalarıyla anılan İran yönetimi var. Bu coğrafyalarda Sünnî halka yönelik yıkımlar ve katliamlar; ayrıca ülkemizi hedef alan PKK/YPG terörüne sağlandığı iddia edilen açık ve örtülü destekler, hafızalardaki yerini koruyor.
İşte tam bu noktada akılları zorlayan büyük soru ortaya çıkıyor: Müslüman toplumların içinden yükselen, mezhep temelli ayrışmaları derinleştiren ve Sünnî kesimlere yönelik baskı ve şiddetle anılan bu iç tehdit mi daha tehlikelidir, yoksa sınırların ötesinden gelen dış tehditler mi?
İşte bu çaresizlik içinde “denize düşen yılana sarılır” mantığıyla hareket eden Arap ülkeleri ve Suud yönetimi; Vahhabî bakış açısının ve dar kabileci kaygılarının da etkisiyle çareyi Batı’nın kucağına atılmakta buldu. Ancak İran tehdidinden korunmak adına Batı’ya yatırılan trilyon dolarlar, satın alınan milyarlarca dolarlık silahlar ve ümmetin bağrına açılan Batılı askerî üsler; bugün Gazze’deki bebeklerin, Filistinli mazlumların üzerine mermi ve bomba olarak yağıyor.
Başımızda ümmeti birleştirecek, mazluma kalkan olacak siyasî bir güç, bir Halife bulunmadığı için; Doğu Türkistan’dan Gazze’ye kadar tüm masum beldeler sahipsiz kalıyor. Müslüman halkların........
