Risale-i Nur’un neşredildiği Barla
Türkiye’nin herc ü merc olduğu bir ortamda 1925 yılında Şeyh Said İsyanı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da merkezi yönetime karşı çıkarılan cumhuriyet döneminin ilk büyük ayaklanmasıdır. Bu isyana Bediüzzaman da dahil edilmek istenmiştir. Fakat Bediüzzaman, bu talebi redderek: “Türk milleti asırlardan beri İslâmiyetin bayraktarlığını yapmıştır... Böyle bir milletin torunlarına kılıç çekilmez. Kardeşi kardeşle çarpıştıramayız, bu şer’an caiz değildir”1 sözleriyle karşı çıkmıştır.
Nitekim Üstad Bediüzzaman, Şeyh Said isyanından önce de kendine yapılan bu tarz teklifleri geri çevirmiş ve onları bu konuda ikaz etmeyi kendine de vazife saymıştır.
“Harb-i Umumîden biraz evvel, ben Van’da iken, bazı dindar ve müttakî zatlar yanıma geldiler. Dediler ki: ‘Bazı kumandanlarda dinsizlik oluyor. Gel, bize iştirak et. Biz bu reislere isyan edeceğiz.’
“Ben de dedim: ‘O fenalıklar ve o dinsizlikler, o gibi kumandanlara mahsustur. Ordu onunla mes’ul olmaz. Bu Osmanlı ordusunda belki yüzbin evliya var. Ben bu orduya karşı kılıç çekmem ve size iştirak etmem.”2
Bediüzzaman, başta Şeyh Said isyanı olmak üzere, her türlü isyan hareketlerinin karşısında olmuş; isyancıların teşebbüslerinden vazgeçmesi, halkın onlara itibar etmemesi için çok büyük gayretler sarfetmiştir. Onun, kendisinden destek isteyen Şeyh Said’e verdiği cevap çok çarpıcı ve ibretlidir.
Yine........
