Çoban yıldızı
Pencereden baktığında şehrin ışıkları görünüyordu. Dünyanın en güçlü, demokrasisi en gelişmiş ülkelerinden, kuzey ışıklarının diyarıydı burası.
Birden burnu sızladı. Çocukları ve geride bıraktıkları geldi aklına. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Kim bilir onlar da nasıl isterlerdi buralara gelmeyi, huzur soluklamayı. Dua etmenin vakti saati yoktu ki.
İnandığı, bu kolaylığı ve fırsatı verdiği için Allah’a şükretti. Gözlerini kapattı. Dudağı kıpırdamadan içinden, yüreğiyle dualar etti. Bismillâh diyerek ayak bastı yaban ellere.
Dilini bilmediği bir diyara gelmişti. Korku, panik yoktu. İçini huzur kaplamıştı. Güvende olduğunu hissediyordu. Birkaç kelime el işaretleriyle çıkış kapısını kolayca bulmuştu. Eşi elinde bir demet gül ile bekliyordu.
Dışarı çıktıklarında tan yeri ağarmaya başlamıştı. Seher yeli hafifçe yüzünü okşadı. Tertemiz havayı içine çekti. Arabaya doğru ilerlerken gökyüzüne baktı.
Pırıl pırıl berraktı. Çoban yıldızı sanki gülümsüyordu. Hiç bu kadar parlak görmemişti. Şehirde ilk gördüğü ve selamlaştığı çoban yıldızıydı. Arabaya binerken bir kez daha baktı, hoş geldin der gibiydi. İşte o ân, o intibah,........
