Zamanı gelmedi mi?
Yorgunluk, tembellik gibi sebepler o ibadetin eda edilme vaktini geciktirmeye çalışır. İç dünyamızda bir çatışma hali yaşanır. Bir yanımız “Ezan okundu, hemen kalkıp namaz kılmalısın” der. Diğer yanımız “Daha vakit var. Biraz daha dinlenebilirsin” mesajı verir. Tabiî bu diyalog uzayıp gider. Her geçen saniye şeytanın lehinedir. Zira namazın edasını geciktirmek de onun için büyük bir başarıdır.
Bu anlarda İlâhî kelâma kulak vermek son derece tesirli bir çözümdür: “İman edenlerin, Allah’ın ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin ‘saygı ve korku ile yumuşaması’ zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı”1
Zaman ve kalp anahtar kelimeler. Kalbimizi ara ara yoklayarak durum tespiti yapmamızda fayda var. Ne durumda olduğumuzu anlarsak sonraki adımı planlayabiliriz. Kalplerimizde günahlar siyah nokta bırakmaya devam ediyor mu? Tevbe silgisiyle siliyor muyuz? Kararmış bir kalbin emanetçisi olmaktan ne kadar korkuyoruz? Yumuşak kalbli olduğumuzu gösteren bir emaremiz var mı? Taş kalpli olmaktan en son ne zaman Rabbimize sığındık? Bu sorular bizleri ciddi bir iç hesaplaşmaya götürmeli!
“Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.”2
Mezkûr ayet ibret........
