menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kaçan uçurtmalarım

6 23
02.03.2025

Selim Ali, gençliğin bir rüya olduğunu kırklı yaşları tırmanırken görmeye başladım.

Saçlarımın aynasında, o şafaklara benzeyişinde, uyanışa davetler vardı. Uyandım mı?

Kolay mı gençliğin bunca kalın uykusunu serin ve sakin sabahlara taşımak!

Dünya denilen bu allı pullu geline gönlünü kaptırmayan çok yok ki… Azın da azı…

Üstündeki o ince nakışları, yazıları okumak da herkese nasip olmuyor. Çoklarının (bu okumadaki uzaklığı) ilgisizliği seni gaflete hattâ tegafüle sürüklemesin.

Bu güneş, bu bahar, bu yıldızlar, bu, bu, bunlar sana, bana, herkese hediye… Bu paketleri aç, oku, okşa, kokla!

Bu sabah pencereye buğday serpeledim de… dutun dalında bekleyen kuşlar tıpır tıpır, birer birer o habbeleri aşkla, şükürle gagalayıp uçup gittiler. İştahla yiyip içmek şükrün yani farkına varmanın adreslerinden biri olduğunu Bilgin Abi’den daha önce duymuştuk.

Yaşamaktan başka işleri yoktu bu kumrucukların.

Kendime baktım; olmadık kaygıların içinde derme çatma zamanlar kuruyordum. Benim de yaşamak diye bir işim vardı. Gençliğimin gidişine üzülmek değil; vakitlerin paha biçilmezliğini görmek adına bu sızlanışa varan cümleler.

Her ân, ipi elimizden uçurtma gibi sıyrılan zamana bir şeyler takmadan gidilmez ki........

© Yeni Asya