Lâhika Okumaları... Lâhikaların “intak-ı bilhak” kabilinden yazılması
Son günlerde sabah namazı dersimizde takip ettiğimiz Barla Lâhikasını okurken, Ahmed Hüsrev ağabeye ait mektupta bir kavram dikkatimizi çekti: “intak-ı bilhak”. İntak-ı bilhak kelimesi, Kubbe Altı Lügatine göre “nutk” kökünden türemiş, söz söylemek manasına gelen “intak” kelimesiyle yapılmış bir tamlama olup, dile getirme, söyletme manasına gelmektedir. Bir diğer edebiyatta kullanılan lügavî manası ise, konuşması mümkün olmayan şeyleri konuşturma sanatı diye ifade edilmiştir. Risale-i Nurda kullanılmış ıstılahî anlamı ise, Hakkın söyletmesi, Cenab-ı Hakkın konuşturması şeklinde anlaşılmaktadır.
Hüsrev ağabey Barla Lâhikası 150. Sıra numaralı lâhikada (s. 211) Bediüzzaman Hazretlerinin telif ettiği On Üçüncü Lem’a, “Hikmetü’l-İstiaze” Risalesini okuduktan sonra duygularını, hissiyatını Üstada yazdığı mektubunda paylaşmış. Bu risale ile manevî yaralarının tedavi edildiğini, dertlerine bir ilaç gibi iyi geldiğini yazdığı mektubun devamında, talebelerinin her an ihtiyaçlarını düşünüp çareler arayan, ilâçlar hazırlayan ve Lokman Hekim gibi gördüğü Üstadı için, Bediüzzaman lakabını da ima ederek şöyle hitap etmiş: “[...] kemaliyle her cihette derece-i nihayeye vâsıl olan bedî’ kelâmından, bedî’ bir kulu ile ihsan ettiği bu bedâyii methedebilmek, intak-ı bilhak olmadıkça elbette imkânsızdır. Beşer bu vadide ne kadar söz söylese yine azdır.” Yani Cenab-ı Hakkın eşi benzeri olmayan güzel eserleri içinde, kemal mertebeye ulaşmış bir kulu vasıtasıyla ihsan edilen Risaleleri methetmesinin mümkün olmadığını, eğer........
