menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kâfirin kılıcı, saadet mi, esaret mi? - 2

12 0
26.03.2026

1979’da meydana gelen bu devrim sürecinde Türkiye’de bir kısım dindar gruplar İslâmî yönetim iktidara geldi diye İran’daki bu gelişmeleri alkışlamışlar ve orada yapılan haksızlıkları da İslâm adına desteklemişlerdi. Humeyni rejiminin  dünyaya İslâmı getireceğini savunmuşlardı. Türkiye’deki Nur talebeleri ise, o tarihlerde bu rejim değişikliğinin meşruiyeti başta olmak üzere mezhebî bir hareket olmasından dolayı sıcak bakmamışlardı. Şiîlik noktasını nazara almadan İran’a kayıtsız destek veren kesimlerde daha sonraki yıllarda tam manasıyla bir “U” dönüşü yaşanılmış ve gelişen hadiselerde İran’ın  İslâm âleminde “çıban başı” konumunda olduğu kanaaatiyle araya mesafe konulmuştur. Özellikle Irak’la uzun seneler devam ettirilen savaş da işin tuzu biberi olmuştur.

Madalyonun diğer bir yüzünde ise, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında İslâm coğrafyasında yapılan tahribatla birçok İslâm ülkesi perişan edilmiştir. Ortadoğunun kalbine saplanmış İsrail’in karşısında durabilecek güçlü devletlerden birisi olarak İran kalmıştır. Şimdi ise günümüzde sıranın İran’a geldiği görülmektedir. Geniş dairede meydana gelen ve bizleri doğrudan ilgilendiren İslâm âleminin geleceği ile alakalı siyonist Yahudî İsrail’in ideallerine kavuşmak için Orta Doğuyu ateşe verdiği, Filistin-Gazze işgalinde yüz binlerce insanı katlettiği bir dönemde, İran’ın görünüşte İsrail’e karşı dik durması İslâm âlemi tarafından olumlu karşılanmalıdır.

Bir kısım müfrit insanlar mezhep meselesinden dolayı yani Şiîlik ve Sünnîlik ihtilafından dolayı İran’ın başına gelen bu son işgal ve savaşta, İran bu cezayı hak etmişti kanaati ile işgalcilerin yanında görünür hale gelmeleri ise içler acısı bir durumun göstergesidir.

Soru şu: Böyle bir........

© Yeni Asya