menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İstibdat demokrasi ile bağdaşır mı?

1 0
latest

Bu sorunun cevabı hem tarihî tecrübeler hem de siyasî düşünce bakımından açıktır: Hayır. 

İstibdat; bir kişinin, bir grubun veya bir ideolojinin kendisini hukukun üstünde görmesi, farklı fikirleri baskı altına alması ve millet iradesini etkisiz hâle getirmesidir. Demokrasi ise milletin söz sahibi olduğu, hukukun üstünlüğünün esas alındığı, hürriyetlerin güvence altına alındığı bir yönetim anlayışıdır. Birinde korku hâkimdir, diğerinde güven. Birinde keyfîlik vardır, diğerinde hukuk.

Bediüzzaman Said Nursî, daha II. Meşrutiyet yıllarında istibdadın İslâm toplumlarının geri kalmasının en önemli sebeplerinden biri olduğunu dile getirmiştir. Onun savunduğu “meşrutiyet-i meşrua”, keyfî idarenin yerine adaletin, meşveretin ve kanunun hâkim olduğu bir yönetim modelidir. Çünkü İslâm’da idarenin temel esası istişaredir. Kur’ân’ın, “Onların işleri aralarında istişare iledir” emri, yalnız şahsi hayat için değil, toplum ve devlet hayatı için de yol gösterici bir ilkedir.

Demokrasiyi yalnız seçim sandığına indirgemek büyük bir yanılgıdır. Seçim önemlidir; ancak seçimle birlikte bağımsız yargı, tarafsız hukuk, hesap verebilir yönetim, hür basın, fikir ve vicdan hürriyeti de bulunmalıdır. Bunlardan biri eksildiğinde demokrasi zayıflamaya başlar. Sandık devam etse bile, demokratik ruh zarar görür.

İstibdat ise eleştiriden hoşlanmaz. Muhalefeti düşmanlık olarak görür. Farklı düşünceleri susturmaya çalışır. Oysa hakikatin ortaya çıkması, ancak serbest fikir ortamında mümkündür. Tarihte ilim, kültür ve medeniyet; baskının değil, hür düşüncenin yeşerdiği toplumlarda gelişmiştir.

Bediüzzaman’ın sıkça vurguladığı meşveret, yalnız bir yönetim tekniği değildir; aynı zamanda ahlâkî bir prensiptir. Meşveret; “Ben bilirim.”........

© Yeni Asya