menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Toplumsal ilerlemenin anahtarı: Liyakat ve maharet

17 0
11.08.2026

Bizler genellikle bir insanı çok sevdiğimiz, dürüstlüğüne güvendiğimiz veya millî-manevî duygularından emin olduğumuz için ona her işi emanet edebileceğimiz hatasına düşeriz. Oysa kalbin temizliği elin becerisine otomatik olarak yansımadığı gibi, bir insanın kalbinin nurlu olması da onu iyi bir mühendis, iyi bir cerrah veya iyi bir yönetici yapmaya tek başına yetmez. Toplum olarak duygusal kararlardan sıyrılıp “İşi kim daha iyi yapar?” ölçüsüne geçmek zorundayız.

“Fasık bir adam güzel çobanlık edebilir; ayyaş bir adam, ayyaş olmadığı vakitte iyi saat yapabilir.”2 misali, İslâm’ın ve ahlâkın insana ve dünyaya bakışındaki muazzam genişliği gösterir. Bir mesleğin, bir sanatın kendi içinde bağımsız bir hukuku, bir mantığı vardır. Saatin doğru çalışması, ustanın o andaki odaklanmasına ve maharetine bağlıdır; ustanın şahsî kusurları çarkların dönmesine engel teşkil etmez. Kamusal ve tiçtimai görevlerde şahısların iç dünyaları veya özel hayatlarındaki eksiklikler değil; işe olan bağlılıkları ve meslekî ahlâkları referans alınmalıdır. 

Bediüzzaman’ın tespiti hayatî bir toplumsal gerçekliğe parmak basar: Hem çok dindar, çok faziletli, çok hamiyetli hem de kendi alanında dünyanın en iyisi, en maharetlisi olan insan sayısı her dönemde azdır. Bu iki vasfı kendinde kusursuzca cemeden dâhiler, toplumun ihtiyaç duyduğu tüm kadroları doldurmaya yetmez.

Bu durumda önümüzde iki seçenek kalır: Ya sadece “iyi insan” olduğu için işi bilmeyene görev vereceğiz ya da “işi çok iyi bildiği” için maharet sahibini seçeceğiz. Formül net olarak verilmiştir: “Sanatta maharet ise müreccahtır.” Kurumları ayakta tutan şey tecrübe,........

© Yeni Asya