menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hizmette öncelik mesleği korumaktır

8 1
05.03.2025

Sadakat, kaynağını şeriattan alan din hizmeti prensiplerine ve o prensiplerle yoğrulmuş bir mesleğe bağlı kalmaktır. İhlâs ise, bu meslekî prensiplere bağlı kalmak suretiyle Rabbimizin rızasını kazanmayı esas maksat yapmak, daha başka rızaları aramamaktır.

Evet, bir hizmet gerçekten Allah için yapılıyorsa, O’nun istediği şekilde yapılır. Eğer o şekilde yapılmıyorsa, o hizmet Allah için değildir.

Bu yüzden sadakat ve ihlâs o kadar iç içedir ki, birinin olmadığı yerde diğeri de bulunmaz. Daha açık bir ifadeyle, meslekî prensiplerden taviz vererek yapılan sadakatsiz bir hizmet, ihlâslı bir hizmet sayılmaz.

İşte bu sebeple ihlâs -bilinenin biraz ötesinde- “Bir hizmeti Allah için yapmak” tan ziyade “Allah’ın istediği şekilde yapmak” yani sadakat demektir. Risale-i Nurlar’da da “İhlâs bizi men ediyor” denildiğinde bu ikinci anlam (sadakat) kastedilir.

O hâlde nasıl ki, umreye gidebilmek için faizli kredi çekilmez; Allah aşkın böylesini sevmez, aynı şekilde “kesret-i etbâ” veya “fazla muvaffakiyetin” öncelendiği bir hizmetten de Allah razı olmaz. Zira hizmet bunlara endekslendiğinde zamanla ne istiğnâ kalır, ne de istikamet. Ne liyakat kalır, ne de hakkaniyet. Ne kuvvet kalır, ne de izzet.

İşte böyle meslekî hizmet prensiplerinden verilen tavizler yani sadakatsizlikler, dine zararı en çok veren hatalar olup mücahidin elbisesine her türlü necaseti bulaştırır. İhtiyarıyla necaset bulaşmış bir elbise ile kılınan bir namazı ise Allah kabul etmez. Kalbinin temiz oluşuna güvenmesi Şeytan’ın aldatmasıdır, beş para etmez.

CEMAATİ KAÇIRMAMA GEREKÇESİYLE DE OLSA MESLEKTEN TAVİZ VERİLMEZ

Zübeyir Gündüzalp (rh) anlatıyor: “Muazzez Üstadımız zaman zaman Nur’un erkânı olan ağabeylere şöyle ders verir ve derdi ki: ‘Şah-ı Geylânî (ra), İmam-ı Rabbanî (ra) gibi zatlar da gelseler: “Said! Sen bu tarzda devam edersen şu birkaç bîçareden başka şakirdin olmayacak. Hem aç kalacaksın, hapis yatacaksın. Fakat tarzını şöyle bir parça değiştirsen -yani siyasetvârî veya tasavvufvârî [gidiversen]- bütün memleket senin şakirdin olacak. Hatta başbakan ve reis-i cumhur da sana şakirt olup, gelip elini öpecekler” deseler, ben bu tarzımı bırakmayacağım’ buyururlardı.”1

O yüzden neden bazı has talebeler gibi esnek davranmadığı kendisine........

© Yeni Asya