Sağ–sol bitti, mevziler başladı
"Dün ne dediğinin önemi yok, bugün nerede durduğunun önemi var."
Biz ne ara ilkeleri, ideolojileri ve o uğruna bedeller ödenen "dava"ları bir kenara bıraktık?
Bugün eleştirdiğimizi yarın hiçbir mahcubiyet duymadan şapır şupur öper hale geldik?
Aslında her şey, hayatımıza 18. yüzyıl Fransız Devrimi’yle giren o basit oturma düzeniyle başladı.
Kralın sağında oturanlar statükocu "Sağ", solunda oturanlar değişimci "Sol" idi.
Bu uydurmasyon ideoloji gün geldi Türkiye'ye yerleşti.
Türkiye bu ithal kavram uğruna yarım asırdan fazla bir vakti, en dinamik gençlerini ve enerjisini feda etti.
Ama bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki; ne sağ sağda kaldı, ne sol solda.
Kutuplaşmanın her türlüsünü gördük.
Toplumun hafızasına kazınan o "irtica geliyor" korkusunun nasıl inşa edildiğini unutmadık.
Erbakan'ın başbakanlığı döneminde, dine karşı kompleksli tavrı yani 28 Şubat sürecinde dindar insanları öcü gibi göstermek için ekranlara sürülen Müslüm Gündüz’leri, Fadime Şahin’leri hatırlayın.
Sarıkların ve cübbelerin altına gizlenen o kurgu ilişkilerle, bu ülkenin dindar insanları "potansiyel suçlu" ilan edildi.
O günlerde laikliği koruma bahanesiyle kurulan bu tezgahlar, aslında din ile bilimi birbirinden koparmak için atılmış en büyük çelmeydi.
Keşke laikliği bir yasaklama refleksiyle değil, bir özgürlük zemini olarak inşa edebilseydik…
Belki bugün din ile bilimi yan yana koyan binlerce İbn-i Sina’mız,........© Yeni Ankara
