menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mekke’de tarihi imza! Yeni güvenlik denkleminin şifreleri

14 0
12.08.2026

Uluslararası siyasette bazı anlaşmalar imzalandığı günün gündemidir bazıları ise imzalandığı günün ötesine geçerek yeni bir dönemin habercisi olur. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos'ta Mekke'de imzalanan Ortak Savunma Anlaşması'nı ben ikinci kategori içerisinde değerlendiriyorum.

Çünkü burada yalnızca üç ülkenin savunma alanındaki iş birliğinden söz etmiyoruz. Türkiye'nin savunma sanayii ve askeri tecrübesi, Pakistan'ın nükleer caydırıcılığı ve Suudi Arabistan'ın ekonomik ve jeopolitik ağırlığı aynı güvenlik denkleminde buluşuyor.

Anlaşmanın en dikkat çekici maddesi ise taraflardan herhangi birine yönelik silahlı saldırının üçüne yönelik yapılmış kabul edilmesi. Anlaşma aynı zamanda savunma iş birliğinin farklı boyutlarda geliştirilmesini ve kolektif caydırıcılığın güçlendirilmesini öngörüyor.

Bu noktada hemen bir soru ortaya çıkıyor:

Mekke Anlaşması neden şimdi?

Çünkü Ortadoğu'nun güvenlik mimarisi uzun zamandır değişiyor.

ARTIK TEK MERKEZLİ BİR GÜVENLİK SİSTEMİ YOK

Soğuk Savaş sonrasında özellikle Körfez bölgesinde güvenlik denkleminin temel aktörlerinden biri Amerika Birleşik Devletleri oldu. Bölge ülkelerinin önemli bir bölümü güvenlik ihtiyaçlarını ABD'nin askeri kapasitesi, üsleri ve ittifakları üzerinden şekillendirdi.

Ancak son yıllarda bölge ülkelerinde önemli bir zihinsel değişim yaşanıyor.

Artık soru yalnızca bizi kim koruyacak değil.

Kendi güvenliğimizi hangi ortaklıklarla ve hangi kapasiteyle kendimiz oluşturabiliriz?

Mekke Anlaşması'nın asıl stratejik anlamı bana göre burada ortaya çıkıyor.

Bu anlaşma ABD'nin bölgedeki varlığını bir gecede ortadan kaldırmaz. Avrupa'nın etkisini de bitirmez. Fakat güvenlik alanındaki tek merkezli yapının karşısına yeni bir bölgesel kapasite koyar. Yani mesele Amerika'nın bölgeden çıkarılması değildir.

Mesele, bölgenin güvenliğinin artık yalnızca Amerika'ya emanet edilmemesidir.

Mekke'nin seçilmesi tesadüf mü?

Anlaşmanın nerede imzalandığı da en az anlaşmanın kendisi kadar önemlidir. Mekke, İslam dünyasının en kutsal şehridir. Dolayısıyla Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın ortak savunma anlaşmasını Mekke'de imzalaması, metnin askerî boyutuna dini ve sembolik bir anlam da kazandırıyor.

Bu anlamın tarihi bir arka planı da var.

Hicaz, Osmanlı döneminde yalnızca bir coğrafya değil; Haremeyn'in güvenliği, hac yollarının korunması ve İslam dünyasına karşı taşıdığı sorumluluk nedeniyle özel bir anlam taşıyordu. Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren Hicaz'ın Osmanlı hâkimiyetine girmesiyle birlikte Mekke ve Medine'nin güvenliği devletin en hassas alanlarından biri haline geldi.

Bugün Mekke'de imzalanan anlaşmayı elbette Osmanlı'nın yeniden kurulması veya geçmişteki siyasi düzenin tekrarı olarak değerlendiremeyiz.

Ancak ortak tarih ve inanç hafızasının, modern devletler arasındaki stratejik ilişkiler için hâlâ güçlü bir psikolojik zemin oluşturduğunu da görmezden gelemeyiz.

Bu nedenle Mekke'deki imza bana göre yalnızca askerî değil, aynı zamanda tarihî hafızaya dayanan sembolik bir mesajdır.

Anadolu'dan Hicaz'a, Hicaz'dan Güney Asya'ya uzanan ortaklık fikri, modern jeopolitiğin diliyle yeniden kurulmaktadır.

Mekke anlaşması İsrail’in bölgesel hesaplarını değiştirir mi?

İşte asıl tartışılması gereken konu budur. İsrail uzun süredir Arap ülkeleriyle diplomatik, ekonomik ve güvenlik ilişkilerini geliştiren bir bölgesel normalleşme mimarisi oluşturuyor. 2020'de başlayan İbrahim Anlaşmaları bunun en önemli araçlarından biri oldu. Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn'in ardından Fas ve Sudan da bu normalleşme sürecine dahil oldu.

İsrail açısından Suudi Arabistan'ın bu yapıya katılması ise hâlâ stratejik bir hedef olarak görülüyor. İsrail Başbakanlık Ofisi, Temmuz 2026'da Suudi........

© Yeni Ankara