menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

AB: Hem kel hem fodul

4 0
latest

Son günlerde Avrupa Birliği mahfillerinden tuhaf ve birbiriyle çelişen ifadeler geliyor.

Bir bakıyoruz, Türkiye’nin, ‘Avrupa’nın savunma mimarisi’ için vazgeçilmezliği üzerine, gönlümüzü okşayan laflar duyuyoruz.

Daha bu sözlerin yankısı dinmemişken, bu kez Türkiye’yi itip-kakan, ötekileştiren zırvalar havada uçuşuyor.

Denilebilir ki; Avrupa Birliği dediğiniz, tek bir ülke veya tek bir siyasî eğilimden oluşan, bütünleşik bir yapı değil. Böyle olduğu için, farklı ağızlardan farklı seslerin çıkması gayet doğal…

Eh, bu da yanlış bir yorum sayılmaz.

Geride bıraktığımız bir haftalık süreçte AB cenahından işittiklerimizi, kısaca şöyle listeleyebiliriz:

Ursula Von der Leyen (AB Komisyonu Başkanı): “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz.”

Charles de Michael (AB Komisyonu Eski Başkanı): (Leyen’e cevaben) “Türkiye, NATO'nun ana müttefikleri arasında yer alan, göç konusunda kilit öneme sahip bir ortak, bir enerji koridoru, Avrupa'nın sınırlarında önemli bir savunma aktörü ve ciddi bir bölgesel güçtür. Avrupa, çifte standart uygulayarak ya da gerçekleri basitleştirerek daha güçlü hale gelemez.”

DALAŞ OLUR DA ÇOMARLAR GERİ KALIR MI?

Nikos Hristodulidis (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı): “Sevgili Charles, madem çifte standarttan bahsediyorsun, şunu hatırlatayım: Türkiye 1974'te Kıbrıs'ı işgal etti ve hala Avrupa topraklarını işgal altında tutuyor.”

AB Komisyonu Sözcülüğü: “Türkiye, bölgede ekonomik ve siyasi açıdan tartışmasız önemli bir ortaktır.”

Marta Kos (AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri): “Türkiye, Avrupa ile Asya arasındaki ticaret yolları için hayati öneme sahip. Ukrayna için yapılacak herhangi bir barış anlaşmasında, NATO'nun ikinci büyük ordusu olan Türkiye'nin rolü büyük önem taşıyacaktır.”

Emmanuel Macron (Fransa Cumhurbaşkanı): “Bugün, 24 Nisan'da Fransa Cumhuriyeti 1915 Ermeni Soykırımı’nı anıyor ve kurbanların aziz hatırası önünde tazimle eğiliyor.”

Liste uzatılabilir; amacımız bu değil. Evet, AB karar vericilerinde ve sözcülerinde, Türkiye’ye dair ciddi bir kafa karışıklığı gözleniyor.

NE YARDAN, NE SERDEN…

Avrupa’nın kaşar siyasetçileri, Türkiye’nin taşıdığı jeopolitik önem, ekonomik potansiyel, askerî güç ve sair tüm ‘kıymetleri’ görüyor ve bunların Avrupa ülkeleri için ne ölçüde vazgeçilmez olduğunu idrak ediyor.

Diğer taraftan aynı kafalar, ‘sırtı yerden kalkacak bir Türkiye’nin, Avrupa ve Hıristiyan dünyası için nasıl bir ‘sorun’ oluşturabileceği noktasında endişe taşıyor.

Her iki yöndeki düşünce ve kafa karışıklıkları, bir yere kadar anlaşılabilir. Fakat Fransa’nın, kifayetsizliğine mukabil kendisini Napolyon zanneden komik Cumhurbaşkanının, çapını ve boyunu aşan konuşmaları, siyaset ve mantık sınırlarını zorluyor.

Biraz geriye gidip, hatırlayalım: Kifayetsiz Macron, 2020’de Ermenistan yönetimini gazlayarak, Azerbaycan’a karşı kışkırtmıştı. Sonuç; Ermenistan’ı Karabağ’dan etti.

Macron’un şimdiki tuhaf çıkışları, Ermenistan’ı Zengezur Koridoru’ndan etmesin?

Oysa Ermenistan’ın bekası ve yaşadığı ekonomik-toplumsal sorunların çözümü, Zengezur’a bağlı. Nitekim Başbakan Nikol Paşinyan bu hakikati net olarak görüyor. Buna karşılık, diaspora Ermenileri ve Avrupa kaşalotları, Paşinyan’ı rahat bırakmıyor.

AŞAĞISI SAKAL, YUKARISI BIYIK

Tekrar AB mahfillerinin, birbirini tekzip eden ifadelerine gelirsek…

AB, Türkiye’yi ve Türk Milleti’ni ‘nereye oturtacağını’ bilemiyor. Bir yanda, Rusya başta olmak üzere, Doğudan ve Güneyden gelmesi muhtemel tehditler karşısında Türkiye’nin sağlam gücüne duyulan ihtiyaç var. Öbür yanda, bin yıldır yürüttükleri Haçlı Seferlerine rağmen Türkleri ‘etkisiz hale getirememe’ hakikati duruyor.

Hal böyle olunca, AB’den gelen sesler, ‘çok sesli orkestra’ tınılarından ziyade, ‘Bremen Mızıkacılarını’ andırıyor. Hani; eşeğin anırdığı, horozun öttüğü, kedinin miyavladığı, köpeğin havladığı kakofoni…

Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Oxford Üniversitesi'ndeki ‘Türkiye'nin Dış Politika Vizyonu’ başlıklı etkinlikte, Ursula Von der Leyen’in lüzumsuz çıkışı için, sadece ‘hak ettiği kadarcık’ cevapla, taşı gediğine koydu:

“Von der Leyen'in açıklamaları talihsizdi. Gerekli iletişimler kuruldu. Sanıyorum hallettik, düzelttik.”

İşin özeti şudur: Avrupa Birliği ölmüş, lakin farkında değil. Lidersizlik ve siyasetsizliğin dibini buldular.

Türkiye’nin yumuşak ve sert gücünün farkındalar. Ve ABD’nin NATO’dan ayrılma tehdidinin dayattığı ‘Avrupa’nın savunma açığı’ soğuk gerçeğiyle yüzleşmek zorundalar.

Hal böyleyken, Türkiye’nin AB üyelik süreci için ayak sürümekten geri durmuyorlar.

İdraksizliklerinin sebep olduğu bir diğer körlük; Türkiye’nin, AB üyeliği konusunda halen çok istekli olduğunu zannetmeleridir.

Oysa Türkiye’ye yer ve yön tayin etmeye çalışırken, cevabını aramaları gereken temel sorular şunlar olmalı:

Acaba AB üyeliği, Türkiye için, mesela 20 yıl önceki kadar cazip mi?

Türkiye, bugün geldiği noktada AB üyeliğini sahiden istiyor mu?

Daha önemlisi; AB üyeliğinin, Türkiye’ye verebileceği ne var?


© Yeni Ankara