Orta Doğu’nun kader anı
Tarihsel devrimler bir anda başlamaz. Yaşanılan zaferler, savaşlar, yıkımlar bir bir örülür; yılların kader duvarına tuğla tuğla işlenir. Şimdi Orta Doğu’nun tam ortasında öyle bir kader anı yaşanıyor ki, adeta tarih ve sosyoloji kitaplarında yer almak için hazırlanmış gibi. ABD ile İran arasındaki çatışma, siyasi olmaktan ziyade sanki bir medeniyet kıyımını andırıyor.
Tarihler 28 Şubat 2026’yı gösterdiğinde, İran’ın yıllardır değişmeyen dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in, ABD-İsrail’in ortak yürüttüğü bir operasyonda hayatını kaybettiği ilan edildi. İran’da cumhuriyet ile teokrasi arasında zaten var olan çatlak, yalnızca bir fikir ayrılığı olmaktan çıktı; kanla yazılan bir tarih hâlini aldı. Son edinilen bilgilere göre, eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın da aynı saldırıda öldürüldüğü bildirildi.
Bu iki liderin ölümü bir yok oluş değil; rejim içindeki denklemlerin sarsılışı olarak okunuyor. ABD Başkanı ise bu gelişmeyi “bölgeye barış getirme fırsatı” şeklinde değerlendirdi. Ancak bu sözlerin ardı, bilinmeyen bir geleceğe gebe. Fırsat mı, yoksa daha büyük bir fırtınanın habercisi mi? İnsanlığın vicdanı, bu bilinmez denklemin en ağır sorusu olacak gibi görünüyor.
Akıllara üç temel senaryo geliyor.
Birincisi; dini liderin kaybıyla birlikte bir kaos ortamı oluşabilir. Boşalan liderlik makamı, rejim içindeki farklı kollar arasında sert bir güç mücadelesine dönüşebilir. İran güvenlik açısından daha katı ve askeri bir tavır sergileyebilir. Bu durumdan petrol fiyatları etkilenir, küresel ekonomi yeni bir kırılma evresine girebilir. Bölgesel bir sarsıntı, küresel bir depreme dönüşebilir.
İkincisi; İran’da bastırılmış yönetim talepleri gün yüzüne çıkabilir. Farklı dini ya da siyasi figürlerin öne çıktığı bir geçiş süreci gündeme gelebilir. İran’ın Batı ile sınırlı bir normalleşme arayışına girmesi ihtimal dahilinde. Ancak bu yol da sancısız değil. İdeolojik devlet refleksi kolay çözülmez.
Üçüncüsü; İsrail güvenlik politikalarında sertleşir, ABD askeri varlığını kalıcılaştırır ve İran intikam duygusuyla hareket ederse, doğrudan çatışma ihtimali artar. Bu, en tehlikeli senaryo. Böyle bir tablo yalnızca iki ülkeyi değil; enerji koridorlarından Avrupa güvenliğine kadar geniş bir alanı etkiler. Burada belirleyici olacak unsur, İran toplumunun vereceği tepki olacak. Eğer halk korkuyla kabuğuna çekilirse statüko farklı bir yüzle devam eder. Ancak sokaklar taleplerini yüksek sesle dile getirirse, Orta Doğu’nun siyasi haritası yeniden çizilebilir.
Herkesin savaşa bakışı aynı değil. Tahran sokaklarında yas ve çığlık yükselirken, Washington’da zafer nutukları atılıyor.
Ve elimizde kalan tek gerçek şu: Dünya sahnesi, benzeri görülmemiş bir dönüşüme doğru hızla ilerliyor.
