menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eğitime Sıkılan Kurşunlar

10 0
16.04.2026

Urfa, Siverek… Adından böyle bahsedilmek istemeyen güzel şehrimiz. Adı, güzel duygularla değil; bir silah sesiyle anılan yer. Bir öğrenci nasıl olur da okula silahla girer?

Bu sorunun cevabı tek bir yerde değil. Ailede başlar, sokakta büyür, okulda görünmez olur. Belki fark edilmedi, belki dinlenmedi, belki de sadece “yaramaz” diye etiketlenip kenara itildi. Ama sonuç değişmedi: Bir çocuk, başka çocukların ve öğretmenlerin hayatını karartan bir karanlığa dönüştü.

Üstelik mezun olan bir gencin, okula olan öfkesini kimse anlayamadı. Hayatını kaybettiği için bu soru cevapsız kaldı. Yurt dışındaki okullarda görmeye alışkın olduğumuz rehine alma, silahla okul tarama gibi olaylar artık bizim ülkemizde de suç dosyalarına eklendi.

Eleştirel olmak zorundayız. Çünkü bu bir ilk değil ve korkutucu olan da bu. Güvenlik önlemleri kâğıt üzerinde kalırken, psikolojik destek mekanizmaları yetersizken, öğretmenler yalnız bırakılırken bu tür olaylar “beklenmedik” değil, aksine kaçınılmaz hâle geliyor.

Tam da bu noktada, Millî Eğitim Bakanlığı için sorumluluk sadece “kınama” açıklamalarıyla sınırlı kalamaz. Bana göre; okullarda kalıcı güvenlik protokolleri oluşturulmalı; giriş çıkışlar yalnızca fiziki değil, sistemli denetimlerle kontrol altına alınmalı. Her okulda yeterli sayıda psikolojik danışman bulunmalı, öğrencilerin davranış değişimleri erken aşamada izlenmeli. Riskli durumlar için öğretmenlere kriz yönetimi eğitimi verilmeli. Rehberlik servisleri, sadece evrak dolduran bir birim olmaktan çıkarılıp aktif bir koruyucu mekanizmaya dönüştürülmeli. Ayrıca aile-okul iş birliği zorunlu hâle getirilmeli. Veliler de bu sürecin bir parçası olmalı.

Kendi katıldığımız toplantılardan da örnek verecek olursam, sınıf için sıkıntı yaratan çocuklarımızın velileri asla bu tarz toplantılara katılmamakta. “Gelmezsem konu kapanır.” mantığı, çocuklarınıza yaptığınız büyük bir kötülük.

Günümüzde herkesin çocuğu prens ve prenses. Hatası yok, dokunulmazlığı çok ve “Asla yapmaz” etiketiyle hataları kapatılan bir nesil… Oysa çocuk hata yapar. Aile ve öğretmenler olarak çocuklarımızın arkasında durarak sorunun kaynağını tespit edip çözmek bizlere düşer.

Zamanında önlem alınmazsa sonu bu tür vahşetlere varır. Çocuk, iç dünyasındaki sorunları; hele bir de ergen ise, çok daha büyütür. Bunun için çocuklarımızı dikkatli gözlemleyip, ılımlı yaklaşıp, gerekirse profesyonel destek alarak sıkıntısı neyse gidermesine yardımcı olmalıyız. Çünkü bu meseleler sadece okul için değil, toplum için de çok önemli.

Duygusal tarafı ise çok daha ağır… Okula giden öğrenci artık korkacak ve bir öğretmen tahtaya yazı yazarken aklının bir köşesinde endişe olacak. Eğitim dediğimiz şey, bilgi aktarmak ve güven inşa etmek. Ne çocuklarımız ne de emektar öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz bu korkuyu taşıyarak okul çatısı altında bulunmamalı.

Belki de bu olayın en acı tarafı, birkaç gün konuşulup sonra unutuluyor olması… Ta ki başka bir okuldan benzer bir haber gelene kadar.

Eğitime düşen bu kara leke için çok üzgünüz. Tekrarı yaşanmaması ümidiyle…


© Yeni Ankara