Çimleri fazla mı kısa kesiyoruz?
Son yılların en popüler ebeveynlik tanımlarından biri “çim biçme makinesi aile” modeli. Çocuğun önüne çıkabilecek her taşı, her engeli, her ihtimali önceden fark edip ortadan kaldıran; yolu pürüzsüzleştiren, düşmeyi imkânsız hâle getirmeye çalışan bir aile anlayışı… Niyet iyi. Hatta o kadar iyi ki, kim evladının canı yansın ister? Ama mesele tam da burada başlıyor. İyi niyetle atılan her adım, doğru sonuç doğurmayabilir.
Çim biçme makinesi aileler, çocuklarını koruduklarını sanırken aslında hayatın en temel öğretmenini devre dışı bırakıyor: tecrübeyi. Çocuk düşmeden kalkmayı öğrenemiyor. “Hayır” cevabını duymadan sınır tanımayı; beklemeden sabretmeyi; zorlanmadan direnç geliştirmeyi beceremiyor. Çünkü her defasında anne baba devreye giriyor; öğretmenle konuşuyor, arkadaşla araya giriyor, çocuğun hayatla arasına set çekiyor. Böylece çocuk, sorun çözme kaslarını geliştiremeden büyüyor.
Peki, bu yaklaşımın hiç mi yararı yok? Elbette var. Çocuklar kendilerini güvende hissediyor. Yalnız olmadıklarını, birilerinin arkalarında durduğunu biliyorlar. Güven duymak ve güven vermek son derece kıymetli. Aidiyet hissi, çocuğun ruh sağlığı için önemli bir dayanak oluşturur. Ancak mesele dozunda kalabilmek.
Zarar ise uzun vadede daha görünür hâle geliyor. Akademik çalışmalar, bu tür ebeveynlik modellerinin üniversite çağındaki gençlerde karar verme güçlüğü, stresle baş edememe ve başarısızlıktan aşırı kaçınma davranışlarıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Çünkü bu çocuklar başarısızlıkla yüzleşmeyi hiç öğrenememiş oluyor. En küçük sarsıntıda bile özgüven kaybı yaşayabiliyorlar.
Elbette ebeveynin temel görevi çocuğu korumak. Ancak bilim, koruma ile kontrol arasındaki çizginin dikkatle çizilmesi gerektiğini söylüyor. Aşırı koruma, çocuğun özerklik ihtiyacını baskılar. Özerkliği baskılanan bireylerde ya pasiflik ya da ani ve sağlıksız isyan davranışları görülür. Bu durum, ilerleyen yaşlarda ilişkileri de olumsuz etkileyebilir.
İyi ebeveynlik adı altında sunulan bu yaklaşım, yetişkinliğe hazırlıksız bireyler üretme tehlikesi taşıyor. Çocukları hayattan “steril” etmek mümkün değil. Güçlü bireyler; engelleri tamamen ortadan kaldırılmış ortamlarda değil, kontrollü risklere izin verilmiş ve hata yapma hakkı tanınmış ortamlarda yetişir. Hayat, küçük düşüşlerle büyümeyi öğretir.
Modern ebeveynliğin en zor becerisi belki de şu: Müdahaleyi dozunda kullanmak. Bazen geride durmak, uzaktan takip etmek ve çocuğun kendi deneyimini yaşamasına izin vermek en büyük destek. Çünkü çocuklar ebeveyn gölgesinde değil, kendi ayakları üzerinde büyür; düşe kalka güçlenir ve gerçek hayata hazırlanır.
