Hâlâ Âkif’in ‘Küfe’si
Mehmet Âkif Ersoy, yaklaşık 120 yıl önce yazdığı Küfe şiirinde İstanbul’un kenar mahallelerinden birini anlatırken şöyle diyordu:
“Bizim mahalle de İstanbul’un kenarı demekSokaklarında yürünmez ki yüzme bilmeyerek.”
Aradan yaklaşık 120 yıl geçti. İmparatorluklar sona erdi, Cumhuriyet kuruldu, şehirler büyüdü, yollar genişledi, binalar yükseldi. İstanbul, Âkif’in anlattığı İstanbul olmaktan çoktan çıktı. Fakat dün gece yaşananları izleyince insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Biz gerçekten ilerledik mi, yoksa yalnızca büyüdük mü?
Âkif’in şiirinde sokaklarında yürünemeyen mahalle, dönemin yoksulluğunu ve İstanbul’un kenarında kalmışlığı anlatıyordu. Dün gece ise araçların sel sularına kapıldığı, insanların canlarını kurtarmakta zorlandığı, botla bile dolaşmanın kolay olmadığı görüntülerle karşılaştık. Üstelik bu manzaralar yalnızca şehrin kenar mahallelerinde yaşanmadı. Beşiktaş gibi İstanbul’un en bilinen ve en değerli semtlerinde de hayat aksadı.
Bir zamanlar yoksulluğun ve ihmal edilmişliğin göstergesi olan sokaklarda yürüyememe hâli, bugün bambaşka bir şehirleşme hikâyesinin ortasında karşımıza çıkıyor. Aradan geçen bunca yıla rağmen hâlâ aynı soruyu sormak zorunda kalıyorsak meselemiz yalnızca yağmur değildir. Asıl mesele, yağmurun neden böylesine büyük bir soruna dönüştüğüdür.
Yağmur yağdı, böyle oldu!
Pazarda mal satan esnafın kullandığı bir söz vardır: “Yağmur yağdı, böyle oldu!” Esnaf, yağmur bastırınca tezgâhında daha fazla bekleyemeyeceğini bilir. Malını ucuza satıp zararına da olsa işini bitirmeye çalışır. Çünkü yağmurun altında kalmak, daha büyük bir zarara yol açabilir.
Hayatın insanı istemediği bir tercihe mecbur bırakmasını anlatan bu söz, bugün şehirlerimizin durumunu düşünürken de aklımıza geliyor.
Biz neden her yağmurda aynı zararı göze almak zorunda kalıyoruz? Neden her depremden sonra enkaz başında aynı soruları soruyoruz? Neden her orman yangınının ardından benzer eksiklikleri, her sel felaketinden sonra aynı altyapı sorunlarını konuşuyoruz?
Yağmur yağar, yollar kapanır, araçlar suya kapılır, evleri ve iş yerlerini su basar. İnsanlar canlarını kurtarmaya çalışır. Görüntüler ekranlara taşınır, açıklamalar yapılır, sorumlular tartışılır. Birkaç gün sonra gündem değişir.
Ta ki bir sonraki felakete kadar…
Oysa yağmurun ne zaman yağacağını her zaman bilemeyebiliriz ama şehirlerimizi yağmura hazırlayabiliriz. Depremi önleyemeyebiliriz ama binaları sağlamlaştırabiliriz. Orman yangınlarını bütünüyle engelleyemeyebiliriz ama ormanlarımızı koruyabilir, yangınlara karşı hazırlığımızı güçlendirebiliriz.
Doğal afetleri her zaman önleyemeyiz; fakat ihmaller yüzünden felaketlerin büyümesini önlemek bizim elimizdedir.
Felaket bitiyor, ihmaller kalıyor
Depremlerden hiç........
