Bilinç transferi değil tahammül sınırı
Türkiye siyasetinde son dönemde dikkat çeken bir değişim var. Bir zamanlar özellikle merkez solun kendisini tanımladığı önemli özelliklerden biri, sorgulamaktı. İktidarı, devleti, bürokrasiyi, sermayeyi ve gerektiğinde kendi mahallesini eleştirmek, siyasal bilincin göstergesi sayılırdı.
Bugün ise bu refleksin önemli ölçüde yer değiştirdiğini görüyoruz.
Muhalefet seçmeninin önemli bir bölümü, kendi tarafında ortaya çıkan tartışmalı olaylara karşı son derece korumacı davranabiliyor. Bunun elbette istisnaları var. Kendi mahallesindeki yanlışları savunmayan, soruşturmanın ve yargılamanın önünü kesmeye çalışmayan, “bizden olana da hukuk” diyebilen siyasetçiler ve gazeteciler de var.
Ancak genel refleks giderek farklılaşıyor.
Buna karşılık iktidar seçmeninde, özellikle son dönemde, kendi tarafına yönelik daha sert bir sorgulama eğilimi görülüyor.
Fatma Betül Sayan Kaya'nın borsa işlemleri üzerinden gündeme gelen tartışma bunun son ve oldukça çarpıcı örneklerinden biri. Kaya, kendisi ve eşi hakkında ortaya atılan iddiaların ardından AK Parti'deki görevlerinden istifa etti ve soruşturmanın bağımsız biçimde yürütülebilmesi için siyasi sorumluluk aldığını açıkladı. Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor: Ortaya atılan iddialar henüz bir mahkeme kararıyla doğrulanmış değil. Dolayısıyla siyasi tartışma ile hukuki hükmü birbirinden ayırmak gerekiyor.
Fakat bizim açımızdan asıl önemli olan başka bir şey.
İktidar mahallesinde bu dosyaya nasıl tepki verildiği.
Şamil Tayyar, iddiaların doğru olması hâlinde Kaya'nın istifa etmesi gerektiğini söyledi. Daha sonra bununla da yetinmeyip AK Parti'de olağanüstü kongre, parti yönetiminde ve kabinede değişiklik, fon krizinde sorumluluğu bulunan bürokratlarda değişim çağrısı yaptı.
Mücahit Birinci ise fon dosyasında “ucu nereye gidiyorsa gitsin, kime dokunuyorsa dokunsun” diyerek iç temizlenme ve hukuki gereğin “koruma kalkanı olmadan” yerine getirilmesi gerektiğini savundu.
Sinan Burhan'ın........
