menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yaşamayı hangi yaşa erteledik?

13 0
10.07.2026

İnsanoğlunun uydurduğu en büyük, en konforlu ve en tehlikeli yalan nedir, bilir misiniz? "Hallederiz, daha zamanı var."

Sokağa çıkıp kime dokunsanız, kiminle derin bir muhabbete girişseniz hep aynı geleceğe kaçış hikayesini dinlersiniz. Herkes bugününü feda edip, yarın tam olarak nerede ve nasıl olacağını bilmediği bir "mutluluk adasına" ulaşmaya çalışıyor. Okul bitsin yaşarım, işe gireyim rahatlarım, şu borçlar kapansın nefes alırım, ev-araba alayım dönüp arkama bakarım... Liste uzayıp gidiyor. Ancak kimse farkında değil: Biz hayatı yaşanacak bir tecrübe olarak değil, sürekli ileriye fırlatılan bir takvim yaprağı gibi tüketiyoruz. Yarınların üzerine öyle büyük ipotekler koyuyoruz ki, bugünün elindeki o harbi ve temiz saatleri görmezden geliyoruz.

Peki, durup nefes almayı, gökyüzüne bakmayı ve salt "yaşamayı" hangi yaşa erteledik?

HIZ ÇAĞININ SABIRSIZ YOLCULARI

İçinden geçtiğimiz bu dönem, her şeyi bir çırpıda tüketmemizi emrediyor bize. Her şey çok hızlı olmak zorunda. Caddelerdeki arabaların süratinden, önümüzdeki yemeğin servis edilme dakikasına, yürüdüğümüz yoldan aldığımız kararlara kadar her şeye bir "hız" mührü vurulmuş. Bu amansız ritim, insanın ruhunu da sabırsız hale getirdi. Bir çiçeğin açmasını, bir dostun derdini uzun uzun anlatmasını, bir çayın demlenmesini bekleyecek tahammülümüz kalmadı.

En şık, en lüks mekanlarda yan yana oturan insanlara bakın. Önlerindeki masalar donatılmış, kıyafetler jilet gibi, imkanlar en üst seviyede... Fakat gözlerdeki o telaşlı bakış hiç değişmiyor. Herkes physically (fiziken) orada ama zihnen bir sonraki iş toplantısında, bir sonraki ödemede ya da bir sonraki kariyer basamağında. Anı yaşamak, o anın tadını çıkarmak bir lüks değil, modern insan için adeta bir imkansızlığa........

© Yeni Ankara