Gündelik hayatta unuttuğumuz zarafet ve nezaket
"Eskiden bir tebessüm sadaka, bir 'eyvallah' teşekkür, bir 'kusura bakma' ise kalplerdeki kırgınlığı silen en zarif silgiydi. Şimdiyse gündelik ilişkilerimizde kabalığı 'özgüven', inceliği ise 'zafiyet' sanan garip bir yanılgının içinde sürükleniyoruz."
Günün herhangi bir saatinde, kalabalık bir caddede yürürken ya da bir otobüs durağında beklerken insanların yüz ifadelerine ve birbirleriyle kurdukları diyaloglara hiç dikkat ettiniz mi?
Mümkün olan en sert bakışlar, en tahammülsüz ses tonları ve sanki her an bir çatışmaya girmeye hazır gibi duran gergin beden dilleri... Birinin kazara omzuna dokunduğunuzda yükselen o sert bakışlar, asansörde karşılaşılan komşuya çok görülen bir "günaydın", kasada ödeme yaparken yüzüne bile bakılmayan çalışana esirgenen bir "kolay gelsin"...
Sahi, biz ne zaman bu kadar ciddileştik? Hayatın o keskin köşelerini yumuşatan, insanı insana yaklaştıran inceliği, zarafeti ve nezaketi hayatımızdan ne zaman bu kadar kolayca tahliye ettik?
Kabalığı "Güç", İnceliği "Zayıflık" Sanma Yanılgısı
Günümüz dünyasında kurgulanan agresif hayat anlayışı, ne yazık ki insanlara sürekli teyakkuzda olmaları gerektiği fikrini aşılıyor. Bağırarak konuşanın haklı sayıldığı, sesini yükseltmeyenin ezildiği, nezaket gösterenin ise "saf" ya da "zayıf" görüldüğü zehirli bir iklim oluştu.
Oysa zarafet; zayıflık ya da pısırıklık değil, aksine kendine güvenen, içsel olgunluğa erişmiş ruhların asaletidir.
Nezih bir insan, sesini........
