Nihal Olçok: Acıdan üretime uzanan bir hayat
Bazı hayatlar vardır…
İnsanın ömrünün sonuna kadar onunla birlikte yürür.
Ama bazı insanlar da vardır ki, yaşadığı acının altında kalmaz.
Ve yeniden hayat kurar.
Nihal Olçok’un hikâyesi biraz da böyle.
15 Temmuz 2016 gecesi eşi Erol Olçok’u ve 17 yaşındaki oğlu Abdullah Tayyip Olçok’u kaybetti.
Türkiye’nin en ağır gecelerinden birinde, bir anne hem evladını hem eşini toprağa verdi.
Erol Olçok ve Abdullah Tayyip, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde darbecilere karşı direnirken şehit düştü.
Erol Olçok başta olmak üzere 15 Temmuz şehitlerimizi ve vatan uğruna hayatını kaybeden bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Mekânları cennet olsun.
Nihal Olçok’un hayatı o gece ikiye ayrıldı.
Yaşadığı acıyı anlatırken söylediği bir cümle hâlâ hafızalarda:
“Ben aynı toprağın koynunda, ikisinin arasında, ayakta gömülüyüm, sadece başım dışarıda…”
Ve 15 Temmuz’un geride bıraktığı büyük acının cümlesi.
Fakat Nihal Olçok’un hikâyesini sadece bu acıyla anlatmak artık yeterli değil.
Ve o, hayatın içinde kalmayı seçti.
1978 yılında Üsküp’te doğdu.
Dört yaşında ailesiyle Türkiye’ye geldi.
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu.
Çalışma hayatına erken başladı.
Evlendikten sonra da çalışmaktan kopmadı.
Hatta geçmişte verdiği bir röportajda, Erol Olçok’un çalışma hayatının içinde hep bulunduğunu, projelerin bir şekilde parçası olduğunu anlatmıştı.
“Hiç durmadım” diyordu.
Bu cümle, bugün geldiği noktayı anlamak açısından önemli.
Çünkü Nihal Olçok’un hayatında çalışmak yeni bir karar değil.
15 Temmuz sonrasında Nihal Olçok’un hayatında bir başka dönem başladı.
15 Temmuz’un gerçeklerinin ortaya çıkması…
Gelecek Partisi’nin kurucu kadrosunda yer aldı.
Siyasetin içinde bulundu.
Fakat bu........
