Yeni Sykes-Pıcot'un görünmeyen haritası: Türkiye’yi ve Türk dünyasını kuşatma harekâtı
Stratejik, Doktrinel ve Jeopolitik Araştırma Raporu
Türkiye'nin çevresinde kim, hangi taşları nereye koyuyor?
Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Bu kez masada yalnızca sınırlar yok. Silah sistemleri var. Askerî üsler var. Enerji anlaşmaları var. Kredi ve yatırım var. Ticaret koridorları var. Diplomatik misyonlar var. Sınır güvenliği yapılanmaları var. Ve en önemlisi, bölgedeki farklı topluluklar üzerinden oluşturulan yeni siyasi dengeler var.
Türkiye'nin batısında Yunanistan-İsrail savunma ortaklığı büyüyor. Kıbrıs Rum Yönetimi'nin silahlanma kapasitesi artırılıyor. Güneyde Suriye'nin geleceği yeniden şekilleniyor.
Kuzey Suriye'deki Kürt siyasi ve askerî yapılanmaları konusunda Batılı ülkelerin yıllardır sürdürdüğü siyasi ve askerî ilişkiler, yeni Suriye düzeninde başka bir biçime dönüşüyor. Doğuda Ermenistan'ın Avrupa'yla ekonomik, siyasi ve güvenlik bağlantıları güçleniyor. Daha doğuda Avrupa, Güney Kafkasya üzerinden Orta Asya'ya ulaşacak yeni ulaştırma, enerji ve ticaret bağlantılarına milyarlarca avroluk yatırım hazırlıyor.
Bütün bunların her birinin aynı merkezden yönetildiğini gösteren tek bir belge elimizde yok.Ama aynı coğrafyada birbirini tamamlayan sonuçlar üreten çok sayıda ayrı girişim bulunduğu artık inkâr edilemeyecek kadar açık.
Asıl soru burada başlıyor: Bu yeni düzen kurulurken Türkiye ve Türk dünyası bu haritanın neresinde kalacak?
Haritanın görünen tarafında birkaç başlık dikkat çekiyor:
Yunanistan – İsrail – GKRY
Bunlara Suriye, Mısır, Lübnan ve Körfez ülkeleriyle geliştirilen yeni bölgesel ilişkiler ekleniyor.
Ermenistan – Güney Kafkasya – Orta Asya hattı var.
Bunun üzerinde ise Avrupa'nın ekonomik ve diplomatik bağlantı projeleri bulunuyor.
ABD ve İngiltere'nin askerî, diplomatik ve istihbarat kapasitesi ise bu tablonun ayrı bir katmanını oluşturuyor.
Burada yapılması gereken, bütün ülkeleri tek bir komplo şemasının içine yerleştirmek değil. Hangi aktörün hangi somut adımı attığını ortaya koymak.
Çünkü bazen ülkeler aynı hedef için değil, kendi çıkarları için hareket ederler. Fakat farklı çıkarlarla atılan adımların ortaya çıkardığı sonuç, başka bir ülke açısından aynı stratejik baskıyı yaratabilir.
YUNANİSTAN–İSRAİL HATTI
İsrail ile Yunanistan arasında yaklaşık 3 milyar avroluk hava savunma anlaşması imzalandı.Reuters'ın aktardığına göre “Achilles Shield” olarak adlandırılan sistemde David's Sling, SPYDER ve BARAK MX gibi hava savunma sistemlerinin yanı sıra radar ve komuta-kontrol unsurları bulunuyor. [9]Bu, Yunanistan'ın 2036'ya kadar planladığı yaklaşık 28 milyar avroluk savunma modernizasyonunun bir parçası.
Bu, Türkiye'ye karşı kurulmuş bir sistem olarak ilan edilmedi. Fakat haritaya baktığımızda bu kapasitenin Türkiye'nin hemen batısındaki bir NATO ülkesine yerleştirildiğini görüyoruz.
Gazetecinin sorusu tam burada başlıyor: Yunanistan neden şimdi bu ölçekte hava savunma ağı kuruyor? Ve daha önemlisi: İsrail neden Yunanistan'ın savunma mimarisinin bu kadar önemli bir parçası hâline geliyor?
ÇELİK KUBBE DOKTRİNİ VE MİLLÎ HAVA TAARRUZU
Yunanistan’ın Atina-Kudüs eksenli kurguladığı ve envanterine katmayı planladığı 28 milyar avroluk modernizasyon paketinin parçası olan "Achilles Shield" hava ağına karşı, Türk stratejik aklı sahaya tek bir silah sistemiyle değil, dünyada eşi benzeri olmayan bütünleşik bir "Sistemler Sistemi" ile çıkmıştır: ÇELİK KUBBE.
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı koordinesinde yürütülen bu yerli doktrin; KORKUT, GÜRZ, HİSAR-A , HİSAR-O ve 100 ila 150 kilometreyi aşan menzillerde terminal safhada hedefi kendi aktif radar arayıcı başlığıyla (RF) avlayan SİPER uzun menzilli füze savunma ailemizi tek bir yapay zekâ ağında birleştirmiştir. Batı'nın Ege'de kurmak istediği hava statükosu, TSK'nın 5. nesil milli savaş uçağı KAAN ve Çelik Kubbe mimarisinin okyanus ötesi radarlarıyla sahada fiilen ve tamamen parçalanmaktadır.
İkinci halka Kıbrıs. Kıbrıs hakkında bir makalem mevcuttur. Kıbrıs’ta Türklerin Dinmeyen Gözyaşı adı altındaki makalemde her türlü ayrıntıyı iletmiştim.
GKRY'nin silahlanması ve ABD'nin Rum tarafına yönelik silah ambargosu politikasındaki değişiklikler Ankara tarafından doğrudan güvenlik meselesi olarak görülüyor.
Kıbrıs'ın önemi yalnızca ada üzerindeki egemenlik tartışmasından ibaret değil. Ada; Doğu Akdeniz'in ortasında, Ortadoğu'ya yakın, deniz yollarının üzerinde, enerji sahalarının yanında ve askerî erişim bakımından kritik bir konumda.
İngiltere'nin de Kıbrıs'taki egemen üs bölgeleri bulunuyor. Dolayısıyla Kıbrıs'taki askerî dengede yaşanan her değişiklik, Türkiye'nin güvenlik hesabına doğrudan giriyor.
ASIL DOSYA: SURİYE VE KÜRTLER
Şimdi yazının en hassas ve en kritik bölümüne geliyoruz.
Çünkü Türkiye'nin güney sınırında yalnızca Suriye'nin geleceği tartışılmıyor. Kuzey Suriye'deki Kürt siyasi ve askerî yapılanmalarının geleceği de tartışılıyor.
ABD'nin yıllarca Suriye Demokratik Güçleri'yle (SDG/SDF) yürüttüğü ortaklık, Türkiye ile Washington arasındaki en önemli anlaşmazlık başlıklarından biri oldu.
İngiltere de Suriye'deki Kürt bölgeleri ve SDG konusunda kendi politika belgelerinde ayrıntılı değerlendirmeler yayımlıyor. İngiliz hükümetinin güncellediği belgede, Suriye'deki Kürtler, SDG ve kuzey Suriye'deki yapılanmalar ayrı ayrı inceleniyor.
Fakat 2026'da önemli bir değişim daha meydana geldi. İngiltere, BM Güvenlik Konseyi'nde yaptığı açıklamada SDG'nin Suriye merkezi hükümet yapısıyla/ordusuyla entegrasyonuna ve siyasi diyalog süreçlerine yönelik gelişmeleri olumlu değerlendirdiğini belirtti.
Bu ayrıntı çok önemli. Çünkü mesele artık sadece “Batı Kürtleri destekliyor mu?” sorusundan ibaret değil. Asıl soru şu: Suriye yeniden yapılandırılırken Kürtlerin siyasi, askerî ve idari kazanımları hangi biçimde korunacak? Ve bunun Türkiye açısından........
