Zaman; sadakat ve vefa ile birlik olma zamanıdır…
Zaman; sadakat ve vefa ile birlik olma zamanıdır…
2017 yılının Kasım ayında; “Başarının ve Yenilginin Sırları!” başlıklı dört yazı kaleme almış ve yazı serisi şeklinde yayınlamıştık.
Bu yazıların ana temasını; “İlahi Yardımı Kesilen Toplumların Anatomisi” şeklinde özetlerken fertten aileye, oradan topluma ve Alem-i İslam’a, Ümmetin içinde bulunduğu hastalıkları madde madde sıralamaya gayret etmiş bu durumu tanımlarken en bariz sorunları; Başsızlık, Adaletsizlik, Ehliyetsizlik, Meşveretsizlik, Vefasızlık, Ayarsızlık başlıkları altında analiz etmeye çalışmıştık.
Ayet-i Kerimelerde ve Sünnet-i Seniyye’de belirtilen “ilahi yardımın” kesilmesine sebep olan, bu yüzden de iktidarların yıkılmasına, hatta devletlerin çökmesine sebebiyet veren unsurlardan “ehliyetsizlik” ve “adaletsizlik” gibi vefasızlık da en büyük mikroplardandır.
Bugün, 1448. hicri, 2026 miladi yılın getirdiği muhasebe ikliminde, hepimizi derinden ilgilendiren ve İslam Dünyası olarak her sahada yaşanan mağlubiyetlerin arkasında yatan, rüzgarımızı kesen, gücümüzü azaltan hastalıkları ibret gözüyle akletmek zorundayız.
Eğer manen hastalanmasaydık, Allahımıza olan güvenimizi işlediklerimizden dolayı kaybetmeseydik ve hatta elimizden alınmasaydı bu nimet; Gazze yıkılırken, Doğu Türkistan inim inim ağlarken, Afrikamız iliklerine kadar sömürülürken bu vurdumduymazlık çukurlarına düşer miydik?
Ne diyordu Rabbimiz Âl-i İmran Suresi 160. ayeti celilesinde:
“Allah size yardım ederse artık hiç kimse sizi yenemez! Ama ya O, sizi terk ederse size kim yardım edebilir? O halde Müminler Allah’a güvensinler!”
Bu ilahi mesaj, hayatımızın her safhasında, her yerde ve her şeyde başarımızın; sadece Allah’ın (cc) yardımına bağlı olduğu gerçeğini zihnimize kazımaktayken şu halimize bakın?
Neden Ümmet bu halde?
İslam dünyası kolektif akıldan kaçarak; meşvereti, şûrayı, birliği, dirliği, ahlakı, edebi, vefayı vs terkettiğinden olmasın?
Kur’an-ı Kerim’in surelerinden birine ad olan Şûra Suresi özünde bir istişare ve danışma manifestosu değil mi? Bilmediğini ya da emin olmadığını ehline sorma düsturu değil mi?
İstişare; kollektif aklı harekete geçirmek ve kıyamete kadar sürecek olan o nebevi yöntemi diri tutmak değil mi?
Bize böyle öğretilmedi mi?
İlahi mesaj ve Sünneti Nebi bunun olmazsa olmaz prensipleriyle dolu değil........
