menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Platonik aşkın sonu

34 0
28.04.2026

Platonik aşkın sonuREFİK TUZCUOĞLU

Uluslararası ilişkilerde sarf edilen bazı ifadeler vardır; basit bir dil sürçmesinden ziyade, yüzyıllardır saklanan genetik kodların ve şuuraltının dışa vurumudur.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, Avrupa’yı "Rus, Türk veya Çin etkisine" karşı koruma çağrısı yapması tam olarak böyle bir andı. Komisyon Başsözcüsü Paula Pinho’nun ertesi gün konjonktürün ve reel politiğin mecburiyetine sığınarak "Türkiye vazgeçilmez bir ortaktır" minvalinde vaziyeti toparlamaya çalışması, mızrağın çuvala sığmadığı gerçeğini değiştirmiyor.

Bu ifşayı doğru okumak için, Türkiye'nin Avrupa ile olan o sancılı geçmişine, adeta tek taraflı bir 'platonik aşk' hikâyesine bakmak gerekir. Türkiye, yarım asrı aşan Avrupa Birliği serüveninde masada kalmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Özellikle içimizdeki Batılılaşma sevdalısı muhitler, bu entegrasyonu hastalıklı bir aidiyet çabasıyla, adeta bir varoluş gayesi olarak kodladılar. 'Her türlü bedeli ödeme' pahasına, Avrupa'nın her şartı bir dogma gibi kabul edildi. Lakin karşı tarafın ikiyüzlülüğü, bu entegrasyon gayretini türlü bahanelerle karşılıksız bıraktı; atılan her adım Brüksel’in soğuk duvarlarında yankısız eriyip gitti.

Çünkü Avrupa, kanaatlerini kolay değiştiren bir kıta değildir. Pragmatisttir, çifte standartlıdır, kibirlidir ve en önemlisi; hep dönüştürmek, kendi kalıbına sokmak, kültürel aidiyetinizi değiştirmek ister. Her şeye rağmen tam bir itaat arz etseniz dahi size asla tam anlamıyla güvenmez. Haçlı Seferleri'nden Viyana kapılarına kadar uzanan o derin tarihsel tortu; İskandinavya'dan Almanya ve Fransa'ya kadar Avrupa'nın genetik kodlarında Türkiye'yi her zaman mutlak bir 'öteki' olarak konumlandırmıştır. Esasen Rusya da bu kıtanın........

© Yeni Akit